20 Ekim 2018 Cumartesi 21:25
 
  • 5,644 TL

  • 6,498 TL

  • 222,20 TL

  • 96.455

Öncekiler Sonrakiler

DİNMEYEN ACI 'ÜSKÜDAR FACİASI'

DİNMEYEN ACI 'ÜSKÜDAR FACİASI'
01 Mart 2018 Perşembe 13:00

.

Bundan tam 60 sene önce, tarihler 01 Mart 1958’i gösterdiğinde, adı Türk denizcilik tarihine “Üsküdar Faciası” olarak geçen o elim kaza yaşandı. İzmit Körfezi’nde yaşanan o kaza ülkeyi yasa boğdu. İstanbul limanına kayıtlı 72 numaralı Üsküdar vapuru, 1 Mart 1958 tarihinde hareket saati olan 12.30’dan 7 dakika önce, 12.23’te İzmit İskelesi’nden yol almıştı. Üsküdar vapuru, seyrine devam ederken İzmit-Derince arasındaki Petrol Ofisi açıklarında saat 12.30 ile 13.00 arasında şiddetini arttıran lodos fırtınası nedeniyle battı ve bu faciadan ancak 40 kişi kurtulabildi. Resmi kayıtlara göre 73’ü öğrenci olmak üzere 203 kişi hayatını kaybetmişti ancak görgü tanıklarına göre vapurdaki yolcu sayısı daha fazla idi. Bu elim kaza ile ilgili sır perdesi hiçbir zaman net bir şekilde aralanamazken vapurdaki yolcu sayısı hiçbir zaman tam olarak açıklığa kavuşmamakla birlikte yolcu sayısının dört yüzü aşmış olduğu söylenmekteydi.


Gölcük Dumlupınar Meteoroloji İstasyonu’nun tespit ettiği kayıtlara göre, saat 10.00’da 110 dereceden 20 kilometre hızla esen rüzgâr, saat 11.00-11.20’ye kadar aynı hızla 170 dereceden esmeye başlamıştı. Rüzgar, bu saatten sonra 12.13’e kadar istikameti değiştirmeden 50 kilometre hızla esmeye devam etti ve saat 12.13 ile 12.28 arasında ani olarak 250 dereceden ortalama saatte 72 km. ve hamle anında 84 kilometreyi bulan şiddete ulaştı. Saatler 12.30’u gösterdiğinde rüzgar artık saatte 90 km hızla esmeye başlamış ve Körfez’deki o elim kazayı hazırlar hale gelmişti. Uzmanlara göre, olay günü bu şiddetteki rüzgar kuvvetinin, Körfez’de 3-4 metre dalga üretebilme gücüne sahip olduğunu ifade etmişlerdi. Nitekim kaza göz göre göre geliyordu. Kağıt Fabrikasını geçtikten sonra açıkta görülen 3-4 metre yüksekliğindeki dalgalara ve saatte 85-90 kilometre hızla esen rüzgara rağmen Üsküdar Vapuru kıyıdan açılmış ve yola koyulmuştu. Ardından 1-2 mile düşen görünürlük sahası içinde göz göre göre adeta ölüme doğru yoluna devam etmekte ısrar eden Üsküdar Vapuru, içindeki yüzlerce yolcu ile birlikte kaçınılmaz sona doğru ilerliyordu.


Olay günü Üsküdar Vapurunun çok daha kalabalık bir şekilde hareket emesinin sebeplerinden biri de Gölcük Garnizon sinemasında oynayan ‘’Harp ve Sulh ‘’ filmiydi. Filmi izlemeye giden vapurdaki yolculardan büyük bir kısmı ise küçük yaştaki öğrencilerdi. O tarihlerde cumartesi günü yarım gün çalışılır ve yarım gün eğitim yapılırdı. Bu talihsiz faciaya neden olan fırtınanın, yarım gün eğitim ve iş günü olan cumartesi günü yolcuların öğlen eve dönüş saatine rastlaması gerçekten büyük talihsizlikti.


Üsküdar Vapuru, Klor Fabrikası önüne gelince fırtına da azami haddini bulmuştu. Geminin sancak baş omuzluğunda patlayan dalganın ikinci mevkii alt salonunun iki camını kırarak su ile dolması üzerine burada bulunan 7 yolcu salondan çıkıp baca dibine sığınmışlardı. Gemiye girmeye başlayan suların tesiri ile gittikçe iskeleye yatan ve batma tehlikesi gösteren geminin dengesini sağlamak amacı ile yolcular sancak tarafına alınmıştı. İskele küpeştesinin suya gömülmesine bir karış kadar kalmış olması nedeniyle, geminin düzeltilmesi mümkün gözükmemekte idi. İkinci mevkii alt salonunun kırılan camlarından devamlı şekilde gemiye giren ve sintine tulumbasının müdahalesiyle denize aktarılmasına imkan bulunmayan sular, salondaki kanepelerin üst ağızlarına kadar yükselmişti. Geminin baş tarafında tehlikeli derecede su seviyesi oluşmuş ve geminin dengesini bozmuştu. Üsküdar Vapuru Kaptanı Mehmet Aşçı, dalgaların gemi üzerindeki şiddetini hafifletmek amacı ile ara sıra yol kesmek ve tekrar yol vermek suretiyle gemisinin karşı koyamayacağı şiddetteki dalgalara karşı ilerlemeye çalışıyordu. Dalgaları pruvadan karşılamak amacı ile dümen manevraları yapmış ve bu manevralar sırasında dümen arızası yüzünden yönetilemez hale gelen geminin sancağa kaçmasıyla evvelce sancak tarafından gelen dalgalar, geminin iskele baş omuzluğundan gelmeye başlamıştı. Dengesi bozularak başı üzerine dikilmiş olan ve küpeştesinin üst kısmı suya girecek kadar iskeleye yatmış bulunan Üsküdar Vapuruna bu esnada gelen üçleme dalgaların ikinci mevkii üst kat salonunun camlarını, alt kat salonunun iskele tarafındaki kapsını da kilidinden kırmıştı. Kaptan köşkünde iki dirseği vardevelaya dayalı ve iki eli şakağında olduğu halde düşünceli bir vaziyette duran gemi kaptanı Mehmet Aşçı’yı, Kaptan köşkü ile birlikte Güverte Lostromosu Mustafa Deniz’i de beraberce denize alıp götürdü. Kaptan köşkü olmadan ve kaptansız kalan Üsküdar Vapuru, baskın şeklinde gemiye giren suların etkisi ile artık dengesini iyice kaybederek tamamen iskeleye yatık olduğu halde başı üzerine dikilerek bir anda sulara gömüldü. İşte tam da bu sırada pek çok yolcu Körfez’in serin sularına batmaya başladı.


Denizden kurtarma ekiplerinin topladığı cesetlerin sayısı, 2 Mart tarihli gazetelere göre 199 olarak gerçekleşti. İzmit Hastanesi’ne nakledilen cesetlerden birinin ise canlı olduğunun farkına sonradan varılmıştı. Türk bayrağına sarılı tabutlar, görenleri gözyaşlarına boğmuş, bazı kaynaklar 300, bazıları ise 500’ün üstünde yolcu ile seferin başladığını kaydetmişti. Buna rağmen Üsküdar faciasında yaklaşık 300 kişinin ölümünden bahsedilmekte. Öğrenci kayıpları ise ancak pazartesi günü İzmit Lisesi ve Erkek Sanat Enstitüsü’nde yapılan yoklamalar sonrası anlaşıldı. Yakınlarını geri versin umuduyla birçok insan, Körfez kıyısında günlerce beklemişti.


Faciada can yeleği olmadığı halde karaya ilk çıkan kazazede, İzmit Lisesi 4. Sınıf öğrencisi Türkay Yangöl oldu. Deniz Albayı Muzaffer Yangöl’ün oğlu olan Türkay, aynı zamanda Kocaeli 200 metre serbest yüzme şampiyonuydu ve yaptığı spor onu yaşama bağlamıştı. Kazanın 3. gününde Üsküdar Vapurunun yeri ancak tespit edildi ve 15 kulaç derinde yatan vapurdan, Kurtaran Gemisi’nin yardımıyla 14 dalgıç sabaha doğru projektör ışıklarıyla cesetleri çıkarmaya başladı. Kazanın 4. gününde ölü sayısı 259’a yükselmişti. Vapurdan cesetlerin tamamı çıkarıldığında takvimler 5 Mart tarihini göstermekte ve acı tablo daha net şekilde ortaya çıkmaktaydı. Gemiden son çıkarılan ceset ise genç bir kıza aitti. Dalgıç Astsubay Necati Sezgin, güverte kanepesi arasına sıkışmış vaziyette bulduğu genç kızı, su sathına kadar kolları arasında çıkarmış sonra gemiye alınmak üzere asansöre koymuştur.


Kazanın 13. gününde denizden bir ceset daha çıkarıldı. Bu ceset, kazadan itibaren hakkında “denize atladı, kendini kurtardı” fakat “aleyhindeki iddialar yüzünden saklandı” biçiminde haberler yapılan Kaptan Mehmet Aşçı’ya aitti. Kazadan sonra kaptanın evi didik didik aranmış, ailesi ise derin üzüntü yaşamıştı. Yani diğer bir deyişle, Denizcilik Bankası’nın tecrübeli kaptanı, Üsküdar Faciasının tek sorumlusu ilan edilmişti.


Kazanın 19. gününde Yarbay Vedat Dora komutasındaki Turgut Ali Kurtarma Gemisi ile bu gemiye yardım eden diğer dört gemi, on bir gün süren yoğun çalışmalardan sonra 35 metre derinlikteki vapuru battığı yerden zorlukla çıkarttı. Çıkarma işlemi şiddetli yağmur altında 12 saat 10 dakika sürmüştü. Batık vapurun içinde dört ceset bulundu. Teknenin bazı yerlerindeki saçlar yırtılmış, üst kamara kaza sırasında oluşan panik nedeniyle karmakarışık olmuştu.


Kazanın ardından Gölcük’te Barbaros Hayrettin Lisesi kuruldu. Olay sonrası Sarıyer adlı daha büyük bir vapur, İzmitliler için tahsis edilmiş, İzmitlilerin “300 şehide bir gemi” şeklindeki protestoları sonucu olarak 2 Nisan 1958’de yolcu talebinin dibe vurması sonrası; “İzmit Körfez Hattı” tamamen kapatılmıştı. Bir süre yeni baştan yapılırcasına onarılarak filoya kazandırılacağına dair söylentiler dolaştıysa da, bu girişim gerçekleşmemiş ve Üsküdar’ın enkazı, hurda olarak satılmıştır. 31 yaşındaki Üsküdar Vapurunun batması, yakınlarını kaybedenler açısından kaza değil, ihmalin ta kendisiydi. Çünkü köhnemiş vapur, tüm uyarılara rağmen ısrarla işletilmeye devam edildi.


Bir başka kaynağa göre Üsküdar Vapuru aslında 31 değil, tam 57 Yaşındaydı. Bu iddiaya göre Üsküdar Vapuru 1901 yılında Almanya’da inşa edilmiş ve Bremen’de feribot olarak çalıştırılmıştı. Teknesinden gayri tarafı tamamen değiştirilerek bir nevi yeni olarak bize satılmıştı. Yani geminin teknesi, demir saç olan kısmı 57 yaşında olup bize satılalı 31 sene olmuştu. Yetkililerin vapuru 31 yaşında göstermeleri de buna dayandırılıyor. Kaza sonrasını en iyi görüntüleyen gazeteciler ise İzmitli gazeteci ve sinemacı Kazım Ertek ve ünlü fotoğraf ustası Ara Güler oldu. Güler’in fotoğrafları Times ve Paris Match’de yayımlanarak ses getirdi.

Olaydan sonra hayatını kaybeden öğrencilerin birçoğu Gölcük Dumlupınar Mahallesi’ndeki 1 Mart Faciası Mezarlığı’na defnedildi. Hâlbuki yaklaşan tehlikeyi, o zamanların kent gazetesi “Bizim Şehir” 16 Temmuz 1957 günkü baskısında, “Muhtemel bir facianın eşiğindeyiz. İstiap haddi 600 kişi olan, körfezde işleyen vapurlara 1000-2000 kişi dolduruluyor” manşeti ile duyurmuştu. Öte yandan Üsküdar vapurunun eski kaptanı Mustafa Ersan, “gemiye istiap haddinden fazla yolcu alındığı” hakkında bir rapor yazmış ve idareye bildirmişti. Ancak, bu rapordan sonra Mustafa Ersan başka göreve verilerek uzaklaştırılmıştı. Bu noktadan sonra da o elim kaza, Üsküdar Faciası ne yazık ki kaçınılmaz oldu.




7 DAKİKA GEÇ KALDI HAYATA TUTUNDU



Gölcük’te oturan Cahit Batmaz başöğretmen olarak görev yaptığı okula gelip gitmek için her gün Üsküdar Vapurunu kullanmak zorundaydı. Vapurun, tehlike yaratabileceğini gördü ve durumu dilekçe ile yetkililere bildirdi. Ancak kimse umursamadı. Cahit öğretmen bunun üzerine evini İzmit’e taşıdı. Saat kulesinin hemen yanı başında denizi tam karşıdan gören bir evde kendi gibi öğretmen olan eşi Servet hanım ve 3 kızı Korcan, Nurcan ve Özcan ile oturmaya başladı.


O büyük facianın yaşandığı günün sabahında kızları Gölcük Donanmada bulunan sinemaya gitmek için izin istediklerinde Üsküdar vapuru ile ilgili endişeleri aklına gelse de kızlarının ısrarlarına dayanamadı ve izin verdi. 3 kız kardeş öğlen saatlerinde limanda buluşmak üzere anlaştı. Korcan ve Nurcan kardeşler biraz erken geldiler ve Üsküdar vapuruna bindiler. Özcan hanım ise birkaç dakika geç kaldı. Bu sırada başlayan fırtına geminin iskeleye bağlı halatlarını kopartmasına neden oldu ve vapur 7 dakika erken limandan ayrıldı. Kız kardeşlerine yetişemeyen Özcan hanım ise sahilde kaldı. Evlerinin penceresinden vapurun ayrılışını izleyen Cahit Batmaz kısa süre sonra kaptan köşkünün uçtuğunu görünce paniğe kapıldı ve sahile koştu ama Üsküdar vapuru sulara gömülmüştü.O günlere ait hatıraları bizlerle paylaşan Korcan Murat Solak, gözleri denize dalıp hüzünlenirken ‘2 teyzem Üsküdar vapurunda hayatlarını kaybetti. Annem Özcan Solak ise yetişemediği için vapura binemedi ve bu sayede hayatta kaldı. Dedem 2 kızının cenazesini vapurdan çıkarmaları için özel dalgıç tuttu. Dalgıçlar 2 teyzemi bir birine sarılmış vaziyette vapurun alt kısmında kilitli kapının ardında bulundu. Teyzelerim ve diğer küçük çocuklar vapurun alt tarafındaki yere konulmuş ve kapıları kilitlenmiş. Cenazeler defnedilirken ailelere tazminat adı altında para ödenmiş ama benim dedem bu para benim kızlarımı geri mi getirecek, benim satılık çocuğum yok diyerek ret etmiş ve teyzelerimi Değirmendere’deki aile mezarlığına defnetmiş.


Tarihler 1 Mart 2018’i gösterdiğinde, o elim kazanın üzerinden tam 60 yıl geçmiş oldu. Pek çok İzmitli, o kazada sevdiklerini, arkadaşlarını, eşlerini ve dostlarını kaybederken koca bir şehir de bu kaza ile derin bir yara almış oldu. O günden beri, Üsküdar Faciasının acısı hiç hafiflemedi. Bu kentin hafızasında yer alan olaylardan biri olarak tarihe geçen Üsküdar Faciasının 60. Yılında, hayatını kaybedenleri Kocaeli Sokak Dergisi olarakbir kez daha rahmetle anıyoruz.



Kaynakca
Mahkeme Tutanakları

01 Mart 1958 İzmit Körfezi Üsküdar Vapuru Faciası Yavuz Ulugün,

Özer Altan

Hüseyin Erol

 


Bu haber 1400 defa okundu

DİĞER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

ANKET