21 Kasım 2017 Salı 03:41
 
  • 3,927 TL

  • 4,610 TL

  • 162,19 TL

  • 103.912

Öncekiler Sonrakiler

KOCAELİ BAROSU 'YENİ DÜZENLEMEYE İTİRAZ ETTİ'

Kocaeli Barosu 'yeni düzenlemeye itiraz etti'
21 Haziran 2017 Çarşamba 09:22

AVUKAT, YARGILAMANIN “BOZUCU” DEĞİL, “KURUCU” UNSURUDUR!

Adalet Bakanlığı’nca, “Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Daire Kanun Tasarısı Taslağı” hazırlanmış ve kanunlaştırılması için çalışmalar başlatıldı. Hazırlanan tasarı ile ilgili Kocaeli Barosu'ndan açıklama geldi.


İŞTE O AÇIKLAMA

 
Anılan taslağın içeriği incelendiğinde, Taslağın 3. Maddesinin 2. fıkrasında yer bulan ve 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 79. maddesine eklenmek istenen 2. fıkra ile;
“Duruşmanın ertelenmesine sebep olan vekil, sonraki duruşmalardan birinde yeniden disiplin suçu veya adlî suç teşkil eder nitelikte bir fiil işlerse duruşmanın erteleneceği ve takip eden duruşmalara kabul edilmeyeceği konusunda uyarılır. Vekil, uyarıya uymaz ve disiplin suçu veya adli suç teşkil eder nitelikteki fiilini sürdürürse, duruşma salonunda bulunan kişilerin kimlik bilgileri, adresleri de yazılarak olay tutanağa geçirilir; vekilin takip eden duruşmalara kabul edilmemesine karar verilir; ilgili tarafa, takip eden duruşmalara bizzat katılması veya kendisini başka bir vekille temsil ettirmesi, aksi takdirde tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılacağı hususu tefhim edilir ve duruşma ertelenir. İlgili taraf hazır değilse bu durum ve duruşma günü tebliğ edilir. Ayrıca vekil hakkında yukarıdaki fıkra uyarınca gerekli bildirimlerde bulunulur.” yönünde hüküm bulunduğu görülmektedir.
 
Öncelikle ifade etmek isteriz ki; diğer kanunlarda olduğu gibi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da uygulamada ortaya çıkan sorunların, tereddütlerin, farklı ve yanlış uygulamaların ortadan kaldırılması için değişiklikler yapılmasına avukatların veya Baroların karşı gelmesi düşünülemez. Bu yönde yapılacak değişikliklere tüm barolar ve avukatlar destek ve katkılarını sunmaya hazırdırlar.
 
Ancak, hukuk devletinde kanun değişiklikleri; bilimsel, teknolojik, sosyal, ekonomik, siyasal alandaki gelişmeler ışığında, hukuk devletinin geliştirilmesi ve kamu yararı amacına dayanmalıdır. Bunun yanı sıra; değişiklik öngörülen alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlardan ve sivil toplum örgütlerinden de görüş alınması gerekir. Ancak, avukatlık mesleğinin icrasını doğrudan düzenleyen değişiklik hakkında Baroların görüşü dahi alınmadan taslak hazırlanması, içlerinde Barolardan veya Türkiye Barolar Birliği’nden temsilcinin dahi bulunmadığı taslak hazırlayıcılarının başından itibaren avukatlık mesleğinin geliştirilmesini amaçlamadığını ortaya koymaktadır.
 
Anayasa’nın 9. Maddesi gereğince, “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”
 
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 32. maddesi gereğince “Yargılamayı, hâkim sevk ve idare eder; yargılama düzeninin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alır.”
 
Ancak; yargılamada düzen sağlanması esas olmakla birlikte, yargılamayı meşru kılan en önemli unsur duruşma düzeni değil; kişilerin, yani savunmanın yargılamaya etkin katılımıdır. Savunmanın etkili olmadığı yargılama adalet dağıtamaz. Duruşma düzeni bahanesiyle, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı ve hak arama özgürlüğü ortadan kaldırılamaz.
 
Devletimizce de usulüne uygun olarak onaylanmış olup Anayasa’nın 90. Maddesi gereğince bir iç hukuk kuralımız olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi gereğince “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
 
Bu kural, en temel hukuk normumuz olan Anayasa’nın 36. Maddesi’nde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” şeklinde ifade edilmiştir.
 
Ayrıca, değişiklik yapılması öngörülen kanun olan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesi de, “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olduklarını” emreder.
 
Kişiler bu haklarını avukatları vasıtasıyla kullanabilmelerini sağlamak için 1136 Sayılı Avuklatlık Kanunu’nun 1. maddesinde, avukatlığın mahiyeti, “Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.“ şeklinde tanımlanmıştır.
 
Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerinde açık olduğu üzere; Avukatlar, Anayasa’nın ve Avukatlık Kanunu’nun kendilerine vermiş olduğu görev ve yetki çerçevesinde kişilerin savunma haklarını, hak arama özgürlüklerini kullanırlar.
 
Avukatlar, Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi gereğince görevlerinde BAĞIMSIZDIRLAR. Bu bağımsızlık sadece karşı tarafa veya iş sahibine karşı değil, aynı zamanda yargının diğer unsurlarına, HAKİME KARŞI BAĞIMSIZLIĞI da ifade eder. Avukatlar, görevlerini yaparken düşüncelerini korkmadan, çekinmeden ifade edebildikleri için savunma hakkını ve hak arama özgürlüklerini kullanabilmektedir. Hakim karşısında “bağımsız” olmayan, hakimin kendisini her an duruşma salonundan dışarı çıkaracağından KORKAN VEYA ÇEKİNEN avukatın savunma hakkını, hak arama özgürlüğünü kullanması beklenemez.
 
Elbette ki, avukatlar, görevini yaparken, disiplin suçu veya adli bir suç işleyeme özgürlüğüne sahip değildir. Ancak; yargının kurucu unsuru olan avukatı yargının diğer unsuru olan hakime karşı güvencesiz bırakmak, KURUCU UNSURU OLDUĞU YARGILAMAYA KATILIMINI HAKİMİN İNİSİYATİFİNE BIRAKMAK hukuk devletinde kabul edilebilecek bir düşünce olamaz.
 
Asla unutulmamalıdır ki; savunma bağımsızlığı avukatların şahsi menfaatleri için değil haklarını korudukları halkın hak arama özgürlükleri için gereklidir. Bu bağlamda, savunma hakları kısıtlanan esasında avukatlar değil, davanın tarafları olacaktır. Kişilerin kendi seçtikleri avukatları ile yargılamada temsil olunmaları adil yargılanma hakkı, hak arama özgürlüğü, savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ayrılmaz bir parçası olup kişileri kendi seçtikleri avukatın hukuki yardımından mahrum bırakmak anılan hakların temelinden ihlal edilmesi anlamına gelir.
Son olarak önemle belirtmek isteriz ki; avukatın yargılamada kurucu unsur olması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, Anayasa’nın, Avukatlık Kanunu’nun, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bu haklar bir lütuf değil, uzun süren mücadele sonunda kişilerin elde etmiş haklardır. Avukatlar, yargılamanın “bozucu” değil, “kurucu” unsurudur ve öyle de kalacaktır!
 
Kocaeli Barosu olarak, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmaya ve korumaya, avukatlık mesleğinin geliştirilmesi için her türlü çabayı göstermeye devam edeceğimizi bir daha hatırlatmak istiyoruz.

Bu haber 1204 defa okundu

DİĞER HABERLER

Türk Ocaklarından Türk Eğitim Sen'e ziyaret

Türk Ocaklarından Türk Eğitim Sen'e ziyaret

Türk Ocağı Kocaeli Şube Başkanı Yücel Alpay Demir, Türk Eğitim-Sen Kocaeli 1 nolu Şube Başkanlığına ziyarette bulundu

Ve ilk KAR düştü

Ve ilk KAR düştü

.

Genç MÜSİAD Gebze ticaret kapıları açtı

Genç MÜSİAD Gebze ticaret kapıları açtı

Genç MÜSİAD Gebze, Türkiye’nin en önemli ticari etkinliklerinden biri olan Genç MÜSİAD BİG17 (Bölgesel İş Geliştirme 2017) organizasyonuna ev sahipliği yaptı.

Yasa dışı bahis operasyonu 59 gözaltı

Yasa dışı bahis operasyonu 59 gözaltı

Emniyet Genel Müdürlüğü ülke genelinde yasa dışı bahis oynatan yerlere eş zamanlı operasyon düzenledi.

İSU'da görev değişikliği

İSU'da görev değişikliği

İSU da Kurumsal yapılanma çalışmaları kapsamında organizasyonda görev değişiklikleri yapıldı.

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

ANKET