kbb 15 temmuz
bil anakolej
13 Temmuz 2020 Pazartesi 01:25

VER GAZI GİTSİN!..

27 Mayıs 2020 Çarşamba 12:00

Son günlerde yine medya da polis şiddeti haberleri dolaşmaya başladı.

Polise sahip çıkan olmayınca eleştiri okları peş peşe gelmeye devam ediyor.

Ben aşağıda okuyacağınız yazıyı bundan tam 8 yıl önce kaleme almış ve bu sütunlardan sizlere ulaştırmıştım

Dile kolay aradan 8 koca yıl geçti.

Durum mu!!!

Maalesef yine hiç bir şey değişmedi

 

İŞTE O YAZIM

**************************************

Lütfen bu yazımı dikkatli okuyun.

Okuyun ki birkaç yıl sonra karşılaşacaklarınıza şimdiden kendinizi hazırlayın.

Polisçe yaşamak

27 yıl hizmet ettikten sonra kendini bir anda kapının önünde bulmak kolay değil.

Hem de hiç düşünmediğim, henüz emekliliğe kendimi hazır hissetmediğim bir anda kapının önünde buldum kendimi.

Kızgınlık, öfke nöbeti, adına ne derseniz deyin işte bir sabah kahvaltısı sırasında gelen bir telefon üzerine böyle bir karar verdim ve emekliliğimi istedim.

Pişman mıyım?

Aslına bakarsanız öfke ile karar verdiğim için pişmanım, ama diğer yandan da beni bu düşünceye iten kişileri, sebepleri aklıma getirdiğimde de pişman değilim.

Bu meslekte geçen 27 yılda ne anılar ne olaylar yaşadım.

Sanki ben polis doğmuştum.

Polislerin dışında sokakta, mahalle de, çevremde pekte arkadaşım olmamıştı.

Çünkü çalıştığım işte çok fazla zaman geçtiği için misafirlik, ev ziyareti falan zaten neredeyse hiç yoktu.

Varsa yoksa görev vardı benim için.

Sanki bütün suçluları ben yakalayacağım, bütün olayları ben çözecektim.

Hiç dudak bükmeyin.

Hepimize öyle ara gazı veriyorlar ki,

Eşimizi, çocuklarımızı hep 2.plana itip varsa yoksa iş peşinde koşturuyoruz.

Emeklilik aslında çok zor.

Eğer yapacak bir işiniz, uğraşacak bir meşgaleniz yoksa yandığınızın resmidir.

Kapısını çalacağınız kolay kolay bir dostunuzun olmadığını anlamanız uzun sürmüyor çünkü.

Size verilen selamların, gösterilen yalakalıkların nedeninin yaptığınız meslek olduğunu çok çabuk anlayacaksınız.

Hani sudan çıkmış balık ilk anda çırpınır ardından da geçen dakikalarda yeniden suya dönmenin umudunu kaybettikçe çırpınışlarınız azalır ya.

Bende aynen öyle oldum.

Baktım ki boşa çırpınmanın faydası yok,

Hani tecavüz kaçınılmazsa diye başlayan bir söz var ya…

Bu yazımı okuyanlara rehber olsun diye yazımın sonunu öne aldım.

Vatan millet Sakarya diye diye, bize ezberletilen yalanlarla hep koştuk.

Sonra bir gün kapının önünde kendimizi bulduğumuzda acı gerçeklerle yüzleştik.

Emekli olan abilerinize sorun hepsi aynen bunları hatta daha fazlasını anlatacaktır.

Emeklilerin hali böyle de çalışan polisin hali daha mı farklı?

Elbette ki değil.

Polisler arkalarında kimsenin olmadığını başı derde girdiğinde görür görmesine de artık yapacak bir şey kalmamıştır.

Son yaşadığımız Aydın olayı bu gerçeği bir kez daha bize gösterdi.

19 yıllık Polis kardeşimiz asker firarisi olan ve hakkında 'şantaj ve tehdit' suçlamasıyla tutuklama kararı bulunan zanlının tutuklandığı adliyeden kaçarken, 'dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle tabancayla vurarak ölümüne neden olduğu için tutuklandı.

Olayın neden, nasıl geliştiğini hepiniz izlediniz, kendinizce değerlendirdiniz.

Ben size olayın görünmeyen yüzünü yazayım.

Daha doğrusu gözden kaçırılan yüzünü.

Allah rahmet etsin genç bir insan hayatını kaybetti.

Olayın ardında polisin insani duygularına yenilmesinin hataları var.

Mahkemece tutuklanmış bir kişiyi cezaevine götürecek olan polis kapıda evladını bekleyen ananın belki de gözyaşlarına yenik düştü.

Kelepçeyi açtı, evladın anası ile kucaklaşmasına izin verdi.

Ben bunu yapmam demeyin sakın. Bizler her ne kadar robot gibi olsak ta bir annenin gözyaşlarına asla ve asla direnemeyecek kadar yufka yürekli insanlarız.

Elbette ki bir insanın ölmesi çok acı bir şey.

Ancak olayın ardından Emniyet Müdürünün yaptığı açıklama hepinizin kulağına küpe olmalı.

Ne diyor Emniyet Müdürümüz;

' Polis arkadaşımızın orada idari yönden ciddi bir hatası görünüyor. Burada silah kullanmayı gerektirecek bir olay yok. Havaya da ateş edebilirdi. Polisin silah kullanma yetkisi mevzuatta bellidir. Ölen arkadaşımızın ağır cezalık bir suçu yok, her ne kadar tutukluluğu olsa bile. Üzerine doğru ateş edilmemesi gerekirdi. Ailesi adına çok üzgünüz..'

İşte bu kadar.
Zanlıyı elinizden kaçırsanız açığa alınırsınız, hakkınızda soruşturma açılır, akabinde size ceza hatta ihraç çıkabilir.
Polisin silah kullanma yetkisini birde Antalya‘da serserinin birinin silahından çıkan kurşunla şehit olan Emniyet Müdürü olayını da gözünüzün önüne getirin. Rahmetli Müdürümüz için hata yaptı, silah kullanma hakkı vardı, suçluya yaklaşmayacak, çelik yelek giyecek diye bir sürü yorum yapıldı.

Eğer orda da polis müdahale etse zanlı vurulup ölseydi…

Aydın olayını bir kez daha düşünün.

Hayatta her şey kanunlarda yazıldığı gibi olmuyor ne yazık ki.

’Her iki olayda da Polis insani duygularına yenik düştü.

Antalya‘da zanlıyı sağ ele geçirmek, Aydın‘da da annenin oğluna veda etmesine izin vermek.

Bizi hala robot gibi görenler,

Polisleri hala vicdansız, kalpsiz diye lanse edenler,

Neden zaman zaman kafamıza sıktığımızı düşünmeyenler oturup bu iki olayı iyi incelesinler.

Polislerin sorunlarının bütün cevapları işte bu iki olayda net olarak belli.

Lütfen dikkatli olun sizin ananız ağlamasın.

********************

Son bir not;

Geçtiğimiz gün Afyon'da akıl hastası olduğu öne sürülen bir kişi eline geçirdiği kürekle polislere saldırdı.

Polisleri Allah korudu.

Çünkü küreğin sivri tarafı ile direk kafaya hedef alan vuruşlar yaptı.

Polis 'İTİDALLİ' davran(mış)dı,silahını kullanmadı.

Kullansa ne mi olurdu.

Daha önceki olaylarda ne yaşadılarsa aynısı olurdu.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ