04 Aralık 2016 Pazar 15:13
Kocaeli: 10°C
Yarın: 4°C / 11°C
  • 3,509 TL

  • 3,747 TL

  • 133,07 TL

  • 73.391

Öncekiler Sonrakiler

AMAK-I HAYAL

14 Ağustos 2015 Cuma 09:30

AMAK-I HAYAL VE OSMANLI SON DÖNEMİ DİNİ YAKLAŞIMLARBazı bazı tasavvuf erbabının  ön plana çıkardığı “amak-ı hayal”, Osmanlı son dönem münevverlerinden Filibeli Ahmet Hilmi’nin eseridir. Tür olarak roman kategorisine yerleştirilir. Bugünkü manada bir roman türünü karşılamaz.  ‘Amak-ı hayal’, hayalin derinlikleri demektir. Eser de zaten tasavvuf aleminde rehber olarak  ifade edilen ‘aynalı baba’ adlı kişinin mezarlıkta bulunan kulübesinde onunla kahve içme ve ney faslı devamında kahramanın bu şeyhin yönlendirmesiyle hayallere dalması ve bu hayallerle kişinin kendini dünya ve ahrete göre konumunu felsefi ağırlıklı olarak batı medeniyetinin etkisinde zamanın din anlayışları, doğu felsefesi ve dini inanışlar eşliğinde sorgulamasından ibarettir.Batı kültür ve medeniyetinin İslam dünyasında tüm inanç, değerler ve yaşam şekillerini herc-ü merc ettiği bir süreçte Filibeli Ahmet Hilmi bu kıskaçta neyin esasta doğru olduğunu sorgulamak ister ‘amak-ı hayal’da.  Antik Yunan felsefesine, doğunun gizemli masal dünyasına, Mecusiliğe, Budizm’e vurgu yapar.  Öyle ki kitap bunlarla ilgi felsefi değerlendirmeler, hikayeler ve masallarla doludur.  O dönem müslümanının herc-ü merc  olmuş zihnine esas gerçeğin din olduğu ve bu dinde esas olanın ise Tanrı ile bütünleşmek olduğu, tasavvufi ifade ile ‘vahdet-i vücud’ olduğu gerçeğini anlatmak ister.Batı kültür ve medeniyeti karşısında korkunç bir kıyamet yaşayan İslam dünyasına, o dünyanın sarsılmış her bir müslümanına böyle bir değerlendirme yapıp cevap vermek elbette zor, güç, eksik hatta yetersizdi. O gün hala güçlü olan dinin manevi ağırlığına başat Filibeli Hilmi, kurtuluşun yanlışlardan arındırılmış ‘vahdeti vücut’ felsefisi olduğunu bu eseriyle vurgulamış ve bunu reçete olarak sunmaya çalışmıştır.Oysa karşıda teknolojiyle donanmış Tanrı inancını küçültüp sekülerliği öne çıkaran güçlü bir kültür ve medeniyet söz konusuydu. Bu güçlü tayflar altında tasavvufa sığınmak hatta çok gerilerde kalmış bir tasavvuf anlayışını kurtarıcı olarak işaret etmek elbet beyhudeydi.Buradan son dönem Osmanlı dindarlarının, aydın ve münevverlerinin Batı kültür ve medeniyetini konumlandırma, değerlendirme ve yorumlamalarına getireceğim konuyu.Osmanlı devlet yönetimi, bu güçlü maddi manevi taarruzlar karşısında uzun süre bocalamış ve özellikle İkinci Mahmut’la birlikte görüş, yaklaşım ve tedbirini açıkça ifade etmişti. Dindarlar olarak zamanın dindar, arif, aydın ve münevverlerinin Batı tsunamisine karşı kendilerini konumlandırmaları ve ifade etmeleri nasıl olmuştu? İslam dünyası başta Osmanlılar olarak doğru bir değerlendirme, konumlanma, tavır ve tedbir almada maalesef yerli yerinde doğru bir teşhise varamamıştı. Bu eksik ve yanlışlık günümüzde bile devam etmekte.O günkü müslüman Osmanlı aydınlarının vardıkları en son nokta batılılaşmaktı; ancak dini değerlerin kaybı göz önüne alınarak bununla bilim ve teknoloji açısından batılılaşmayı ifade ediyorlardı. Bununda klasik ifadesi “batının bilim ve tekniğini alalım ama ahlaksızlık içeren kültüründen uzak duralımdı”.Oysa medeniyetler, inancıyla maddi ve manevi yapısıyla bir bütündür. Birini diğerinden ayırmak pek mümkün olmaz.Bugün hala bu endişe tereddüt ve ikilemi yaşıyoruz. Dindar aydınlar, siyasal İslamcılar  maalesef yirmi birinci yüzyılda bizi köklerimizden sarsan batı medeniyetini doğru okuyabilmiş değiller.Filibeli Ahmet Hilmi, zamanın aydını olarak bu meseleler üzerine bir dizi değerlendirmeler yapmış; eserler ortaya koymuştur. ‘Amak-ı hayal’e sonradan eklediği derlendirmeler enteresandır. Aynalı babanın hatırası olarak eklenenlerden ‘mutluluk’ adlı bölümde zamanın din temsilcileri imam ve tekke şeyhi tiplemesiyle Cumhuriyetin sol anlayışını aşan bir üslup ve dışlama ile eleştirilir. Ona göre bunların(imam ve tekke şeyhi tiplemelerinin) varlığını devam ettirmesi Batı karşısında bizim için çözümsüzlük demektir. Çare ve çözüm olarak verdiği örnek sol düşüncenin öne çıkardığı emeğe işaret edercesine kendi atölyesinde çocuklarıyla birlikte çalışan bir marangozdur.Örnek verilen bu marangozun dünyası tamamen sekülerdir. Filibeli’nin marangozla önerdiği laik ve seküler bu dünya, Cumhuriyetin öngördüğü ve uyguladığı hayat anlayışıyla çok örtüşür:“-Bana nasıl hayat sürdüğünüzü anlatır mısınız? dedim.-Her gün sabah erkenden kalkarız. Yüzümüzü soğuk su ile yıkar, birer kahve içeriz. Biraz sohbet ederiz. Sonra, karanın erkenden ateşe koymuş olduğu çorbamızı içeriz. Kalkar dükkâna geliriz. İçimizden biri evin ihtiyaçlarını alıp, eve götürür. Herkese o gün yapması gereken işi söylerim. Onlar da çalışmaya başlarlar. Öğleye doğru karnımız acıkınca küçük oğlum eve gidip, yemeğimizi getirir. Bir güzel karnımızı doyururuz. Sonra yanımızdaki kahveden bir kahve isterim ve oradaki gazeteyi alırım. Büyük oğlum gazeteye bir göz gezdirir ve önemli şeyleri bana söyler.-Vay! Evlâtlarının okuması da var ha?-Evet, okuma yazma bilirler.-Demek onları mektebe de gönderdin?-Hayır! Mahalle mektebine giden çocuk hem bir sürü zaman kaybediyor, hem ahlâksız oluyor, hem de hiçbir şey öğrenmiyor. Bu yüzden ben fakir bir hoca buldum. Bu hoca her sabah dükkâna gelir, bir iki metelik karşılığında onlara yarım saat ders verirdi. Böylece çocuklarım bir sene içerisinde Kuran ve gazete okumayı öğrendi. Yazmayı da yeter derecede öğrendiler. Daha sonra hocanın tavsiye ettiği kitapları aldım. Çocuklarım öğle tatillerinde ve geceleri bu kitapları okudular. Gelelim nasıl yaşadığımıza. Öğle tatili bir buçuk saat. Bu sürede gazete okumak zorunlu değil, isteyen bir saat uyuyabilir. Akşamleyin alaturka saate göre on buçukta dükkânı kapatıyoruz. Gördüğün gibi ben kahve tiryakisiyim. Hepimiz günde beşer fincan kahve içeriz. Akşamları şehrin uygun yerlerinde küçük bir gezinti yaparız. Kış gecelerinde komşular bize gelir. Ha! Bizim hanımı komşu kadınlar çok sever. Çünkü o dedikodu etmez. Her cuma, karım ve çocuklarımla kıra gider, eğleniriz. Günler böylece geçip gider. Allaha şükürler olsun ki, bizim eve hastalık girmez. Şimdiye dek ben iki, karım da üç defa hasta oldu. Çünkü düzenli bir hayatımız var. Yeme ve yatma vakitlerine önem veririz. Abur cubur yemeyiz. Kısacası; Allaha bin kere hamd olsun, hepimiz çok mutluyuz.” (Amakı hayal, Filibeli Ahmet Hilmi, sayfa 148-149)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu