08 Aralık 2016 Perşembe 05:04
Kocaeli: 10°C
Yarın: 4°C / 11°C
  • 3,391 TL

  • 3,651 TL

  • 129,42 TL

  • 76.031

Öncekiler Sonrakiler

BU, SON OLSUN!

23 Mart 2016 Çarşamba 08:00

“Bugün sen, çok gençsin yavrum
Hayat; ümit, neşe dolu.
 Mutlu günler vaat ediyor,  sana yıllar ömür boyu.
Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
Doğarken ağladı insan,
Bu, son olsun bu, son!”

Sanat, bazen zamanlar üstü, mekânlar üstü olabiliyor. Yani, iyi eserler ölümsüz olmaya aday oluyor. Cem Karaca’nın 1967’de seslendirdiği bu şarkıyı; yazanların, söyleyenlerin, dinleyenlerin o yıllarda ne hissettiklerini bilemesem de, bugün ben dinlediğimde sanki onlarla aynı hisleri paylaşıyormuşuz gibi geliyor bana. Çünkü diyorum ki;  konu evlat(!) olunca her insan aynı şeyi hissediyor olmalı. Her insan “Keşke, çocuklar, gençler ölmese analar hiç ağlamasa” diyordur, içinden. Üstelik özellikle terör olaylarından sonra, sosyal medyada her görüşten insan “Acının rengi, dili, dini olmaz” diye paylaşımlar yapıyor. Hepimizin canı yanıyorsa neden devam ediyor peki bu acılar? Pırıl pırıl gençler yolda, sokakta, durakta kaybediliyor Neden bu, son olmuyor?


Hangi ideal(canını, ailesini, vatanını saldırılardan korumak dışında) insanın kendinin veya gencecik insanların hayatlarını feda etmesine değer? Birileri ölünce ya da öldürülünce dünyadaki bu, koca pis düzen değişiyor mu? Adalet tecelli ediyor mu? Haklar kazanılıyor mu? Tabi ki hayır! Tenlerimizin, saçlarımızın, gözlerimizin renklerinin farklılığını, dünyadaki dillerin, giyimlerin, yaşanan coğrafyanın insanı şekillendirdiği kültürlerin… çeşitliliğini kabul edip, beraber yaşamaya alışmak bu kadar mı zor? Hiç kimse doğduğu aileyi, toprağı, milleti seçememişken, elma ile armudun birbirine üstünlük taslaması gibi saçma değil mi bu kavga? Oysaki özellikle ülkemizde her kültürden insan çok güzel komşuluk ediyor, çocukları arkadaşlık ediyor, gençler evleniyor. Zor zamanlarda çok çabuk birlik beraberlik sağlanıyor… Yani her şeyde olduğu gibi toplumun tabanında hiçbir sorun yokken, bazı kavramları siyaset dili ağzına sakız edip geçmiş yaraları kaşıyor, uyuyan devi uyandırıyor ki günlük hayatta aklımıza dahi gelmeyen şeyleri o kadar çok tekrarlıyor ki siyasetçiler, insan etkileniveriyor.


Peki gençlere nasıl bir ufuk gösteriliyor ki kendi geleceklerinden vazgeçiyorlar? Maalesef bilemiyorum… Ama medyadan takip ettiğim kadarı ile bir şekilde üniversite yıllarında aileden kopma, uyuşturucuya başlama… gibi ortak özellikler var çocuklarda. (Yanlış anlaşılmasın kimseyi masum göstermeye çalışmıyorum. Sadece gençleri bu psikolojiye müsait kılan şartları anlamaya çalışıp, anne babaların kendi çocuklarını bu şartlardan korumaları için çözümler arıyorum)


Daha önce de söylediğim gibi, her insan tertemiz doğuyor. O yüzden, her çocuk masumdur. Bir hapishane dolusu insanın çocukluk fotoğraflarını yan yana koysanız, masum bir ‘sınıf albümü’ sanırsınız. Hiçbir çocuğun yüzünde katil, hırsız, tecavüzcü, psikopat ifadesi yoktur çünkü. Demek ki bu insanları büyüdükçe ‘Suç’a yönlendiren bazı şartlar onları çepeçevre sarıyor.


Ailelerin görevi, çocuklarını ömür boyu boş bırakmamaktan başlıyor. “Tabiat boşluk kabul etmez” demişler. Birilerinin boş bıraktığı yeri başkaları dolduruyor. Çocukların sadece midesini değil, kalbini, ruhunu, beynini de güzel şeylerle doldurmayı ailelerin görev edinmesi gerekiyor. Ailede şiddet gören çocuk(kendisi eziyet çektiği halde), büyüdüğünde istediğini ancak şiddet göstererek yapabileceğine inanmış bir yetişkin oluveriyor. Her istediği yerine getirilen çocuk, her şeyi kendi hakkı sanıyor. Hele ki biraz da ailede pohpohlanmış bir erkek çocuksa geleceğe maalesef tecavüzcü adayı olarak gelebiliyor. Ailede takdir görmemiş, en ufak hatasını kimseyle paylaşamamış ya da fark edilince çok ağır cezalar almış çocuklar, büyüdüklerinde kendilerine yakın davranan her insan için canını verecek kadar fedakâr oluyor. Tabi ki ortalık bu çocukları kullanmak için yakın davranan insanlarla dolup taşıyor.


Çocuklarımız evden kanatlanıp uçana kadar bazı temel değerleri (Bağımsızlık, Demokrasi, Hoşgörü, Sevgi-Saygı, Tasarruf..vb)  önce ailede sonra okulda görerek yaşayarak öğrendikçe, iyilikler; evde, okulda, sokakta, medyada bol bol gösterilip, teşvik edilip, ödüllendirildikçe Sezai Karakoç’un dediği gibi “Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri arttırabiliriz” En azından çocuklarımızı potansiyel suçlu olmaktan koruyabiliriz.


Onlar, kendi çocuklarına onlar da kendi çocuklarına… öğrettikçe, bu kavgaların boşuna olduğunu, terörle, şiddetle, masum insanların canına kıymakla.. dünyanın düzelmeyeceğini, hakların aranamayacağını… herkes anlayabilir. Siyasetçilerin, silah tüccarlarının, ülkelerdeki kaynaklara göz dikip vatandaşlarını birbirine düşürmeye çalışanların oyunlarına hiç kimse alet olmayabilir.


Ve tabi ki yine de yöneticiler her şarta hazırlıklı olup, uyanık olmalı, tedbir almalıdır. Fakat ben siyaset bilimi okumadığım için maalesef buna yönelik stratejileri bilemiyorum.


Ben sadece, ailelerin gençlerin psikolojisi üzerine etkilerini sorgulayıp, dünyayı değiştirmenin kendini ve aileni değiştirmekten geçtiğini savunuyorum.


Dilerim ülkemizde bir daha böylesi acı olaylar yaşanmasın.
Bu, son olsun, bu SON!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu