03 Aralık 2016 Cumartesi 12:37
Kocaeli: 10°C
Yarın: 4°C / 11°C
  • 3,509 TL

  • 3,747 TL

  • 132,76 TL

  • 73.391

Öncekiler Sonrakiler

SUÇ KİMDE?

15 Aralık 2015 Salı 15:26

Her insan özeldir. Kendine has tavırlarıyla, duygularıyla, düşünceleriyle, iyisi ile kötüsü ile biriciktir. Dünyada kaç milyar insan varsa o kadar farklı parmak izi olması gibi farklı kişilikler de vardır.
Hiçbirimiz doğduğumuz andan itibaren yetişkin olmadığımıza göre, şahsımıza münhasır çocuklar olarak başlıyoruz hayata. Her birimiz ayrı bir renkte doğuyoruz. Yaşadığımız aile artı çevre, bu rengi ya koyulaştırıp katılaştırıyor, ya da biraz daha açıp yumuşatıyor. Mesela mizacını gri ile tasvir edebileceğimiz bir çocuk, anlayışlı bir aile ve eğitimle bembeyaz bir kişilikle yetişkinliğe girebilecekten aynı çocuk sert ve umursamaz bir aile, kötü çevre ile simsiyah kişilikte bir yetişkin de olabiliyor. Çünkü hiçbir çocuk yalancı, hırsız, katil vs doğmuyor. Buna neden olan bir şeyler, birileri var!
Psikologlar çocuklardaki ahlak gelişimini evrelere ayırıyor. Buna ait birçok kuram varsa da bunlardan birini örneklemek, umarım yeter.
Ahlak öncesi dönem (0-6 yaş)
Dışa bağımlı dönem (6-10 yaş arası)
Özerklik dönemi (10 yaş sonrası)
Çocuklar ilk 2 yaşına kadar bir şeyin doğru veya yanlış olmasına aldırmadan, canı istediği gibi davranır. Amaç bebeklikten itibaren hayatta kalma ihtiyacının karşılanmasıdır. Açken doyurulmak, korkmuşsa, üzülmüşse sarılmak, kendini güvende hissetmek ister. Acıkmışsa annesinin uykusu bölünmüş, bölünmemiş umursamaz. Hiçbir bebek doymak için annesinin müsait bir zamanını beklemez. Afrikalı bebek te Amerikalı bebek te.
Dünyaya ait ilk izlenimleri ailesi (özellikle annesi) ile olan güven duygusuna bağlı olarak gelişir. Çocuğu kandırıp gizli gizli kaçan, söz verip tutmayan anne, insanların güvenilemeyecek kimseler olduğunu, istemeden öğretir çocuğuna. Yaptığı hatalara bir kızan, bir umursamayan baba doğruların bazen değişebileceğini öğretmiş olur.
3 yaşını doldurduktan sonra “arkadaş ihtiyacı” doğan çocuklar (hayatta kalma ihtiyacı gibi, sosyalleşme de bir ihtiyaçtır), anne ve baba dışındaki yaşıtlarıyla zaman geçirip, paylaşmayı, kuralları, empati kurmayı öğrenmeye başlarlar.   Tabi ki de bu, bir günde olmaz. Kimi zaman üzülerek, kimi zaman üzerek geçirirler bu dönemi. Sadece yetişkinlerle beraber olup hep kazanmaya, başarmaya, alıştırılmış çocuklar ilerde her istediğini elde etmeye alışmış, kaprisli kişiler, mutlaka başarmaya endeksli, mutsuz insanlar olabilirler.
6 yaşından sonra çocuklar büyüklerin takdirini almayı çok önemserler. Kurallar onlar için kesinlikle uyulması gereken şartlardır. Büyüklerini üzmemek, iyi çocuk olmayı başarmak için, ellerinden geleni yaparlar. Mesela; öğretmeni ertesi gün için sınıfa sarı karton istemişse anne ne kadar ısrar etse de çocuk okula başka renk, başka boyutta karton götürmek istemez. Çiğnenen bir kuraldaki niyet onlar için önemsizdir.
10 yaşından sonra, geçirdiği bu evreler üzerine ve kısmen soyut düşünmeye başlayan çocuk, kuralları niyetlere göre de değerlendirebilir. Örneğin “içinde hasta taşıyan bir ambulans kırmızı ışıkta geçebilir.” Çocuk artık özerk döneme girmeye başlamıştır ve bu dönem, önceki dönemlerin meyvelerini alırız.
Ve maalesef ki Çocuk, Taklitten Beslenir.
Maalesef diyorum çünkü çocuklarımızın karşısında çok fazla kötü örnek var.
Kötü örnekleri sadece TV de, okulda, sokakta, parkta aramayın.
Kötü örnekler, önce içerde,  yani evde.
Annesinin “hayır” dediğine “evet” diyen tutarsız baba. (Israr edilince kurallar delinebilir, mesajı)
Çocuğa “yalan söylemek ayıp” deyip, sıkışınca! ağız dolusu yalan söyleyen anne. (Bir hatanın sonucunu yaşamak istemiyorsan, yalan söyleyebilirsin, mesajı)
Trafik polisi veya radar olmayınca istediği kadar sürat yapan, kemer takmayan baba. ( Ceza veren merci yakınlarda değilse, her şeyi yapabilirsin, mesajı.Mesela öğretmen yokken arkadaşını rahatsız edebilirsin)
Piknikte etrafta kimse yoksa çöplerini bırakan aile. ( Toplum ayıplamayacaksa temiz olmaya gerek yoktur, mesajı)
En ufak başarısına çuvalla övgü yağdırıp, başarısızlığını örtbas edip, çocuğu megaloman yapan aile. (Küçük dağları sen yarattın. En akıllı, en başarılı, en yetenekli bir tek sensin. Sınıfta bir tek sen konuş, sıra bekleme, bir tek sen öğren. Daha yavaş öğreneni ez, mesajı)
TV karşısında maç seyrederken galibiyeti, mağlubiyeti namus melesine getirip ağzından köpükler saçarak söven baba. ( Okulda veya sokakta spor yapacak olursan, “spor yapma çocuğum, kazanmak için her şeyi yap ve yenilirsen mutlaka size bir haksızlık yapılmıştır”, mesajı)

Bütün bu mesajları bizler veriyorsak suç kimde?
O yüzden çocuk eğiteceğim diye saçınızı süpürge etmeyin. Kütüphaneler dolusu kitap okumayın, psikolog blogları gezip, özlü sözler paylaşmayın. 
Biri sizi gözetliyor ve öğreniyor, bilin yeter. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu