19 Kasım 2018 Pazartesi 07:05
 
  • 5,344 TL

  • 6,098 TL

  • 209,82 TL

  • 93.616

Öncekiler Sonrakiler

KADININ KENDİ KOYDUĞU SINIRLARI AŞABİLMESİ

08 Mart 2018 Perşembe 12:00

KADININ KENDİ KOYDUĞU SINIRLARI AŞABİLMESİ: ‘’ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK‘’KARŞISINDA ‘’ÖĞRENİLMİŞ GÜÇLÜLÜK’’


Öğrenilmiş çaresizlik kavramı kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğrayarak, bir şey yapsa da hiçbir şeyin değişmeyeceğini, olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp, bir daha deneme cesaretini kaybetmesidir. Öğrenilmiş çaresizlik, mevcut toplumsal yapıdaki sosyalleşme süreciyle, kadına neleri yapması neleri yapmaması gerektiğini o kadar güçlü bir şekilde öğretir/verir ki, kadın toplumsal yaşam alanında o kalıp yargı ve kuralların dışına çıkamayıp, yeni/farklı bir eylemde/denemede bulunmayı aklından bile geçirmeyerek, olması gerektiği gibi tutum ve davranış göstererek, bir anlamda kaybetmeyi öğrenir.



Toplumdaki mevcut kültürel kalıplar içinde yaşamını sürdüren kadın, o kültürel kalıpların dışına çıkamamakta, o kalıplar ne derse, kendini ona göre ayarlamakta, ona göre tutum ve davranışlar sergilemektedir. Örneğin “bana ne kadar kadın gibi davranılırsa, o kadar kadın oluyordum. İster istemez adapte oldum. Eğer arabaları ters çevirme ya da şişe açmaya gücüm olmadığı düşünülüyorsa, tuhaf biçimde gücüm olmadığını görüyordum. Eğer bir kasanın benim için ağır olduğu düşünülüyorsa, açıklanamaz biçimde ben de ağır buluyordum”  ifadelerinde olduğu gibi.



Kadınların, öğrenilmiş çaresizliği yaşadığına dair en önemli örneklerden biri de uğramış oldukları/maruz kaldıkları şiddettir. Kadının, şiddeti yaşadığı ortamdan yeterince uzaklaşamaması ya da şiddete dur diyememesi, sessiz kalmasıdır. Şöyle ki, “Gerçekte kadının dayak yemesi; benlik saygısının, kendine olan güveninin ve kendiyle ilgili değerlilik duygularının incinmesine neden olur. Bu olay kadının, duygusal alanında fırtınalar koparan, ‘bütün dünyasını yıkan’ çatışmalara neden olur. Şiddetin yoğunluk derecesi arttıkça, benlik saygısının örselenme derecesi de artar. Kadın, kendini aptal, çirkin, değersiz, yetersiz hisseder. Kadın bütün bu başına gelenlerin sadece ‘’kaderi’’ olduğunu düşünerek, aynı kısır döngü içinde yaşamaya devam eder. Kadının, şiddet ortamında uzun yıllar kalmak, kadının umutsuzluk ve çaresizlik duygularının da kronikleşmesine ve kökleşmesine neden olabilir. Baş edememe, kontrol edememe ve bu durumdan uzaklaşamama, şiddete maruz kalan kadının çaresizliğine de işaret etmektedir.



Diğer yandan kadının, çaresizliği öğrenmesinde toplumdaki birçok söylemde etkilidir. Kadın, her ne kadar şiddet ortamından kurtulmaya çalışsa da, bunun için adımlar atmaya çalışsa da onu engelleyen, gitmemesi için önüne set çekilen, direncini kıran; “ ‘evlilik gül bahçesi değildir, kötüleri iyi yapacak sensin’, ‘ne olursa olsun her zaman kocanın yanında yer alacaksın’, ‘eşin baskı altında olabilir’, ‘analık ve eşlik birinci görevindir’, ‘sen kadınsın alttan al’, ‘anasın, çocukların için idare edeceksin’, ‘kan kussan da kızılcık şerbeti içtim diyeceksin’, ‘senin yerin evindir’, ‘kocan hata yapsa da çocuklarının babasıdır’, ‘erkek evin direğidir’ ” gibi söylemler kadında, böyle gelmiş böyle gider, bu işe yaramaz ki, yapsam ne değişecek ki, bunu yapmamın hiçbir faydası olmaz ki düşüncelerine dönüşecek ve çaresizlik, kronik bir hal alacaktır.



Kadının olayları yönetebilmesi, kendi yaşamına hakim olabilmesi ve olumsuzlukların üstesinden gelebilmesi ya da “dışsal bir desteğe ihtiyaç duymaksızın zorluklarla baş edebilme gücü” olan öğrenilmiş güçlülük, kadınlardaki öğrenilmiş çaresizliğin yerine geçmelidir. Diğer bir deyişle kadınların insan hakları bakımından en önemli engeli, toplumsal yapıdaki kalıplaşmış/benimsenmiş kültürel önyargılardır. Bu önyargılar ise ancak kadının öğrenilmiş çaresizliği bir tarafa bırakarak, öğrenilmiş güçlülüğü seçmesiyle ortadan kalkacaktır.



Kadının, toplumsal yapının tüm yaşam alanlarında (evde, sokakta, okulda, işyerinde vb. alanlarda) sosyokültürel kalıp yargıları, duvarları yıkarak erkeklerle eşit bir biçimde yer alması, birey/özne olarak var olmaya çalışması, kadını daha da güçlendirerek, kendi hayatının kontrolünü eline almasına, kurban rolünden çıkarak, kendini yeniden inşa etmesine neden olacaktır. Tüm dünya kadınlarına; kendi kaderini yönlendirmekte özgür olduğu bir dünya diliyorum.. .
Sevgilerimle…
Uzm. Klinik Psikolog Leyla KILIÇ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ