19 Aralık 2018 Çarşamba 18:03
 
  • 5,292 TL

  • 6,047 TL

  • 213,84 TL

  • 92.360

Öncekiler Sonrakiler

BUGÜN HAVA GÜZEL

28 Ocak 2018 Pazar 21:02


Son birkaç güne kıyasla güneşli bir gün. Saksıda büyüttüğüm cılız mandalina ağacı, budadığım dallarından yeni, körpe yeşil filizler vermiş. Toprağı bir sonraki ayaza kadar yumşak kalacak.


İyice yaklaştım filizlere. Bu harcadığım çaba, onun mücadelesine daha derinden hayret etmek, milim milim tanık olmak için. Başlayan, var olmaya çalışan şeyi yakından görme isteği. Güneş fidanı ısıttıkça ben de ısınıyorum.


Dünyada olup biten her şeyin ayazda kaldığı zamanlar oluyor. Ayaz sonrası değişen ortam koşulları ile tıpkı doğada olduğu gibi, insan üretimine ait her disiplinin budandığı ve bu budamadan sonra yeniden filizlendiği süreçler yaşanıyor.


Aynı şekilde birisi çıkıp yaptığı işlerle, elinde bir budama makası varmış gibi kendi dönemindeki üretimleri budaya budaya ilerliyor. Buradaki budama ket vurma anlamında değil. Fazlalıkları atıyor, yeni filizler için yer açıyor ve yapılagelen her neyse yeni bir yön vererek, yeni mevsime hazırlıyor.


Bu makaslarından biri ve belki de dünya öykücülüğü için en önemlisi Gogol’ un elindeydi. Gogol Palto isimli kısa öyküsünde, Akakiy Akakiyeviç’ in paltosunun çalınması ile başlayan ve Akakiyeviç’ i ölüme kadar götüren süreci konu edinir. Öykü, Rusya’ da, o devirde sosyal sınıflar arası uçurumun insanları nasıl etkilediğinin altını çizmesinden ve gerçekçi Rus Edebiyatı’ nın işaret fişeği olmasından dolayı önemlidir.


Dostoyevski, Palto’ nun ne derece önemli olduğunu anlatabilmek için, “Hepimiz Gogol’ un paltosundan çıktık” demesi boşuna değil.


Diğer yandan bizim edebiyat bahçesinde durum nasıl?

Bütün Türk Edebiyatı’ nı burada özetlemek zor. Etkileyen, dönüştüren ve geleneği bozup tekrar inşa eden onlarca isim var. Şu an ne okuyor veya ne yazıyorsanız, geçmişte Türk Edebiyatı’ nın bahçesinde bir zamanlar dolaşmış bahçıvanlarınfilizlendirdiği dalları okuyup yazdığımız kesin.


Örneğin 1950 kuşağı Türk Öykücülüğü için altın çağ denilir. Leylâ Erbil,Ferit Edgü,Bilge Karasu ve Demir Özlü bu isimlerden birkaçı. Yusuf Atılgan, Orhan Duru,Adnan Özyalçıner’ le birlikte listeyi uzatmak mümkün.


Bu kuşak için Ferid Edgü şöyle bir çıkarımda bulunuyor: “Dostoyevski’ nin, ‘Hepimiz Gogol’ un Palto’ sundan geliyoruz’ dediği gibi, ben de, benim kuşağımın öykü yazarlarının büyük çoğunluğu da, Saik Faik’ ten geliyoruz.”

Elbette ki hiçbir akım, hiçbir okul durduk yere ortaya çıkmıyor. Edgü’ nün sözünü dinleyecek olursak, 1950 kuşağı, Sait Faik Abasıyanık’ ın eserlerinden, getirdiği yeni soluktan oldukça etkilenmiş. Onun elindeki budama makası deyim yerindeyseyeni bir kuşak, hatta altın kuşak doğuruyor.


Sadece Sait Faik’ i anmak, dönüşümü sadece ona bağlamak diğer büyüklere haksızlık olacaktır. Jale. Ö. Dirlikyapan, 1950 kuşağı Türk Öykücülüğünü ele aldığı kitabında* bu kuşağı hazırlayanların arasında ayrıca Vüsat O. Bener, Nezihe Meriç gibi isimleri de sayıyor.


O zamanlarki dönüşümü, atmosferi şu cümleleriyle özetliyor Dirlikyapan: “1950'lerde Türkçe edebiyat önemli bir dönüşüm geçiriyordu. Öyküde klasik yapıları sorgulayan bir alt üst oluş yaşanıyor, şiir İkinci Yeni bağlamında yepyeni bir kimliğe bürünüyordu. Değişim edebiyatla sınırlı değildi; resimde, heykelde, karikatürde, mimaride, tiyatroda, sinemada yeni anlayışlar ortaya çıkıyor... Siyasal yaşamın çokseslileşmeye başlaması ve hızlanan kentleşme bağlamında gerçekleşen bu kültürel dönüşüm, sayı ve etkileri giderek artan edebiyat dergilerinde bireycilik, toplumculuk, gerçekçilik, öznellik, iç yaşantı, yerlilik ve taklitçilik gibi konular etrafında yoğunlaşan tartışmalara neden oluyordu.”


Tüm bunların yanında, o sıralarda kendinden sıkça söz ettiren varoluşçuluk felsefesi ve sadece edebiyatta değil sinemada, diğer sanat dallarında da kendini gösteren gerçeküstüçülük gibi akımlar da bizim öykülerimizin, romanlarımızın baş kahramanlarının genlerine işlemeye başlıyor.


Dünya değişiyor, değişecek. Yazdıklarımız, resmettiklerimiz, biçim verdiklerimiz, kadrajımıza aldıklarımız da bu değişen dünyayla beraber bir dönüşüm geçirmekte. Bir anakarayı veya ülkeyi etkilen herhangi bir akımın rüzgârı sadece oranın sınırları içirisinde kalmıyor ki. Başka ülkelerin yazarları da, sanatçıları da ya da kısaca üretenleri diyelim,  değişimi içselleştirdiklerinde, o filizleri alıp kendi topraklarına dikmeyi neden ertelesinler?


Bahçe değişiyor, değişecek. Elinde budama makası bahçeye dalan her yazar, büyüttüğü en az bir yeni filizle birlikte geçip gidecek o yeşilliğin içinden.


Bugün hava güzel*. En taze yeşilleriyle uç vermiş filizlere olabildiğince yaklaşmak istememin sebebi bu.
________
*Kabuğunu Kıran Hikâye, Türk Öykücülüğünde 1950 Kuşağı, Jale Özata Dirlikyapan, Metis Yayınları
* Bugün Hava Güzel, Cemal Süreya’ nın bir şiiri.


YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ