15 Aralık 2017 Cuma 13:20
 
  • 3,862 TL

  • 4,554 TL

  • 156,22 TL

  • 109.187

Öncekiler Sonrakiler

ŞAİRİN PEŞİNDE

03 Aralık 2017 Pazar 15:00

Cemal Süreya bir yazısında, “Yeryüzünde her şey yazılmak için varmış gibi geliyor ona. Söz gelimi bardağa bardak olarak değil, yazılacak bir şey olarak bakıyor.” demiş İlhan Berk için. Ardından şunu eklemiş, “Yazının fena tutsağı.”


Bu cümleleri kuran kişi hem İlhan Berk’i, hem onun şiirini yakından tanıyan, hatta İkinci Yeni’ nin çıkış yıllarında onun şiirinden beslendiğini söyleyen Cemal Süreya olunca, insanın duraksayıp “acaba mı?” demesine gerek kalmıyor aslında.


Kuru diri, uzun boylu bu adam, misafirliğe gittiği her evde bütün eşyalara dokunan, çekmeceleri açıp kapatan, odalara sığmayan bir çocuk gibi. Amaç yaramazlık değil aslında. Sadece o çocuksu ‘yeniden merak’ tutkusu ya da bildiğini ‘yeniden bilme’ isteği.


Şu iki dizeyi başka nasıl açıklayabilirim ki?
    Bitkileri öğreniyorum. Otları, çiçekleri

    Bir taflanı alıyorum. Taflan bu diyorum.


Anlaması da okuması kadar basit bu iki dize üzerine sayfalarca çözümleme yapabilecek edebiyat dermanından yoksunum. Hem olsa da yeri burası değil kanımca. Yazacaklarım bir duyumsamadan ibaret.


Şöyle bir sahne geliyor gözümün önüne:


Şair alelade bir kırda yürürken eğilip bir taflanı koparıveriyor. Taflanın ince, narin gövdesi parmaklarının arasında. Bir süre evirip çevirerek inceliyor bitkiyi ve büyük bir buluş gibi ‘taflan bu’ diyor.


Dizenin sonunda bir ünlem işareti bile yok. Üstüne üstlük kopardığı şeyin taflan olduğunu da biliyor. Hepsi bu.

Gerçekte hepsi bu mu?...


Arkadaşlarımla, şairlerin en sevdiğimiz dizelerini bulup çıkarıp hangisi daha etkili, daha derin tartışması yaptığımız üniversite yıllarında, bu dizeleri çarpıştırmadığım için geç de olsa yenik sayıyorum kendimi.


Şimdilerde ise sakince söylenmiş bu iki çift lafın altında akışıp duran anlamları  düşünüyorum.

‘Taflan bu’ derken bilindik bir hayatın şaşkınlığı içinde dolaşıyorum. Ölümün kesinliğini kavrıyorum önce. Anlık durgunluklarım bundan sebep.


Ben de şairin peşi sıra gidiyorum. Dünyanın dönüş hızı değişmiyor, ayaklarımın altında kalan çimenler aynı ağırlıkla eziliyorlar. Bir adam balkona çıkardığı kafesi tekrar salona alıyor. Kafeste öten kuşun sesi dünkü kadar buruk, kanatları mavi.


Karıncalar alıştıkları rotada ilerliyorlar. Akvaryum balığı bir kez daha fanusa toslayıp yön değiştiriyor. Fos toprakta onlarca ayırt edilemez, karanlık köstebek delikleri.


Uzaklarda bir yerde hangi ağacın, hangi kuru dalı kırıldı? Kestiremiyorum.

Adımlarımı sıklaştırıp şaire daha da yaklaşıyorum. Şair bana dönerek şu cümleyi kuruyor: “Sonra birden kâğıda kaleme sarılıyorum.”


Şimdi yazdıklarını okudukça değişiyor herşey. Kürenin dönmesi bir yavaşlayıp bir hızlanıyor. Bunu selvilerin az da olsa sağa sola savrulmasından anlıyorum. Okyanus suları köpürüp, çalkalanıyor.


Ayaklarımın altını gıdıklıyor birer ikişer inat eden, dirilmeye çalışan çimenler. Az önceki adamla birlikte salona giriyorum sonra. Kafesin kapısını açıyorum. Şakıyarak uçuyor kuş ve göğe ardılıyor, kanatları mavi. 


Yeni yolların keşfine çıkmış olmalılar ki karınca yolları bomboş kıvrılıp gidiyor önümde. Pekiyi, az önce fanusun içindeki balık nereye gitti? Patlayıveriyor ardında bıraktığı kabarcık.


 Denemek gerekir diyerek az önceki köstebek deliklerinin birinden içeriye dalıyorum. Karanlık, dar bir yolculuğun sonunda keskin bir ışık. Bir ormanın tam ortasına çıkmışım.


Arkamda bir yerlerde, bu ormanın daha da derinlerinde, kuruyup devrilmiş bir ağacın gövdesinden bir filizin yemyeliş kütürdediğini duyuyorum.


Az önce kavradığım ölüm kesinliği çıkıyor aklımdan ve ana kucağındaki ağlamaklı bir bebeği güldürmeye çalışıyorum.


İlhan Berk başka bir şiirinde “Adlandırmak ölümdür” demişti oysa. Ama elimde değil. İşte tüm bunlar yüzünden yazı köşemin ismini ‘Taflan Bu’ koyuyorum. Şiirin tümünü okumaktan başka çare kalmadı geriye...

DOĞABİLİM*
Bitkileri öğreniyorum. Otları, çiçekleri
Bir taflanı alıyorum. Taflan bu diyorum.
Başlıyorum incelemeye tutup iki ucundan.
Bir pelin yaprağını koparıyorum sonra
Özsuyu çıkıyor elime. Bir dalı kanırtıyorum
Yininden. Uzun, incecik bir söğüt dalını
Damarlarını sayıyorum, bir suya bırakıyorum
Dünyanın en güzel yeşili o zaman anlıyorum.
Böyle bütün gün dolaşıp duruyorum
Sonra birden kâğıda kaleme sarılıyorum.
    
* Atlas isimli kitabından, 1976, İlhan Berk

Tebrik

Serdar Tokdemir
04 Aralık 2017 Pazartesi 20:10

Mehmet bey merhaba, bu okuduğun ikinci yazınız, şunu söylemek isterim ki çıktığınız bu yolculuk uzun soluklu olacak hissediyorum, sizde beni hissedin, sizin sadece iki yazınızı okumuş olsamda sevdiğimizi bilmenizi isterim, yazilarinizin devamini sabırsızlıkla bekliyorum.

0 Beğendim
0 Beğenmedim
 
Yanıtla
TÜM YORUMLARI GÖRÜNTÜLE

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

ANKET