18 Ekim 2018 Perşembe 13:34
 
  • 5,560 TL

  • 6,415 TL

  • 218,12 TL

  • 98.908

Öncekiler Sonrakiler

TEDİRGİN YILLAR

26 Şubat 2018 Pazartesi 00:00

  
“Ozanların çocukluk arkadaşları, ‘Beraber başladık, o sürdürdü, ben bıraktım’ derler;oysa gerçek durum, bırakmakla da sürdürmekle de açıklanacak gibi değildir. Ergenliğe ayak basarken, herkes şiir yazar ve herkes aşık olur. Yalnızlık korkusundan kurtulunduğunda ise, ne şiir kalır, ne de aşk. Yasaklar kişiyi sindirir, ozanı yaratır. Bütün insanlık için sürdürülen bir savaştır şiir. Bu savaşta yalnızca yenik düşülür, utku bilinmez, bu yüzden de şiir bırakılmaz ve yok edilemez.”

    Melih Cevdet Anday, 1981 yılının Aralık ayında, Hürriyet Gösteri’ de  böyle yazmış. Konu ozanın yaşı.

    Edebiyat üzerine, özellikle şiir üzerine her dokunduğunda kendi derinliğini yansıtmadaki ustalığını bu konuda da yeterince göstermiş.

    Bu paragrafı okuduğumda tedirgin dolaştığım yıllar aklıma geldi. Çocukluk arkadaşım diyebileceğim -ki gerçi üniversite yıllarında çocukluktan yeni çıkmıştık ve toy birer delikanlıydık- Tarık Aslan’ la en çok konuştuğumuz konulardan biriydi. Şair olabilmek için sınır kaç yaş olmalıydı? Geç mi kalmıştık? İpi kaçırmış mıydık yoksa bir şeyler yapabilmek için tam da zamanı mıydı? Hatta yine yaşıtımız Kemal Şakir Çınar da şiirlerini aynı sorular bulutu altında karalayıp duruyordu sanırım.

    Cevaplaması zor yığınla soru.

     Üç beş kişiden oluşan topluluğun içinde yazdıklarımız çarpışıyor, eleştiriliyor, daha da yenileri için karşılıklı destek olunuyordu. Aslında İzmit’ te, bu dar topluluğun dışında da ismini saydığım arkadaşlarımla beraber, hepimiz az çok adı anılan genç şairlerdik.

    Fazla alçakgönüllülük aptallıktır, der ya Adorno, işte bundan kuvvet alarak şiirlerimizin yeterince ‘iyi edebiyata’ girdiğini bile söyleyebilirim.

    Yazıya bir parantez açıp şunu belirtmek istiyorum. Her iki arkadaşımın da, daha sonraki yazılarımda bahsetmek istediğim kitapları var. Bu şimdinin konusu değil. Ayrı bir oturum gerektiği için önümüzdeki haftalara bırakıyorum.

    Bizim tedirginliğimiz bir tür var olma savaşına denk düşen bir mücadeleydi. Anday’ ın bahsettiği, insanlık için sürdürülen ve sonunda yenik düşülen ama bırakılıp yok edilemeyen bir savaştı belki de.

    Peki gerçekten yenik düştük mü? Yorulmak gelip oturdu mu üzerimize? Aslında yolun en can alıcı dönemeci bu.

    Artık herkes ayrı şehirlerde. Bir çalışma hengâmesi içinde oradan oraya sürüklenip duruyor. Birbirimizden arada bir haber alıyoruz. Seyrelmiş saçlarımız gibi şiirlerimiz de seyrelmiş. Son karalamalar. Sonunu yakaladığımız ve ne denildiği anlaşılmayan yankılar.

    O ilk başlarda, tedirginliğini duyduğumuz tren kaçtı mı diye sık sık düşünüyoruz. Hep bir anılar içinde buluyoruz kendimizi. Kimse dillendirmese de büyük soru oralarda bir yerlerde bekliyor. Şiir bitti mi?

    Anday’ a göre şiir bırakılmaz ve yok edilmez. Anday dediyse inanmaktan başka çaremiz yok gibi. En azından şimdi artık 40’ lı yaşlara yaklaşmakta olan o zamanların zayıf, çelimsiz toy delikanlılarınıniçinde bir yerlerde yaşayıp gidiyor.

    İnsan bir zamanlar enerjisinin büyük bir bölümünü ayırdığı, kendisini heyecanlandıran şeyin bir heves olarak kalmasını istemiyor. Bu şekilde bir sonun, geri kalan ömrü için büyük bir hayal kırıklığına dönüşme ihtimali yüksek.

    Bu yüzden şiir için yeni bir kalkışma gerek. Sadece bizim için değil, başkalarının da hatta bu yazıyı okuyan sizlerin de, geçmişinde ait yarım bıraktığı ne varsa toparlaması, en azından son bir adım atması için yeterli zaman hâlâ var.

    Ben Anday hatrına bir şiir daha yazacağım. Aynı şekilde diğer arkadaşlarımdan da yeni bir şiir isteyeceğim ve hatta bu yazıya gönderme yaparak bu köşede dizelerinden örnekler vereceğim.

    Tedirgin yılların haklı çıkmaması adına.


YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

ANKET