15 Aralık 2017 Cuma 13:22
 
  • 3,862 TL

  • 4,554 TL

  • 156,22 TL

  • 109.187

Öncekiler Sonrakiler

YÜRÜYÜŞ YOLU’ M

27 Kasım 2017 Pazartesi 00:00

        Uzun yıllar sonra, İzmit’in defalarca yürüyüp geçtiğim sokaklarını, caddelerini tekrar adımladım. Sonu ilk gençliğime varacak olan bir yürüyüştü bu. Birkaç adım sonrasını kestirmekte zorlandığım o anılar sisine dalıp bir daha çıkmamanın veya bile bile çıkmayı istememenin  macerasıydı.
   
    Ayrılalı, ‘kendine iyi bak’ diyeli neredeyse on yıl olmuş. Üniversite yıllarında sonra karmaşasına katıldığım İstanbul’ u ardımda bırakarak tekrar merhaba deme cesaretini gösterdim Nikomedia’ya. Artık Nikomedes’in huzurundayım.

    Birdenbire, hiç de sebep yokken, “Ben biraz yürüyeceğim” diyerek bir arkadaş ortamından, ailenizle televizyon izlediğiniz kanepenizden, hatta sıcak yatağınızdan, notlarınızın dağınık durduğu çalışma masanızdan veya iş yerinde bir toplantıdayken ayağa kalkarak kapıdan çıkıp gitmeyi en son ne zaman düşündünüz? Herkes orada, oralarda kalırken siz en son ne zaman korna seslerinin doldurduğu caddeye, plazalar ve apartmanlar ormanına, ıssız bir bahçeye veya daha da kalabalık bir insan seline karıştınız? Ne zaman?

    Yürüyüş yolunda işte bu düşüncelerle yürüdüm. Anıtpark’ı ardımda bıraktım. Solda, öğrenciyken her gün kapanana kadar oturduğum kafe artık bir dürümcü olmuş. Pencere kenarındaki fiskos masasında öğleden sonraları günlük kahvesini yudumlarken anılar kırpıp duran o nine ölmüş ve evinin balkon demirlerine kuaför tabelası asılmış. Arabalar başka yönden gidip geliyorlar. Şurada bir banka şubesi olması gerekmiyor muydu? Yol boyu, kaldırımlara kurulan kafe masalarında oturanların yüzleri buralı da, ben hiç ‘buralı’ olamamışım gibi başka başka.

    Kenti suçladığımı, ayıpladığımı sanmayın. Hiç kimse, o en son hatırladığımız ‘hoşça kal’ halinde kalmayıp değişirken, bir kent neden değişmesin? Onun da “siz aynı mı kaldınız?” sorusunu sorma hakkı yok mu? Bir yanınızdakine dönün ve bu soruyu sorun. Aynı kaldık mı arkadaşım? Değiştik mi sevgilim? Dostum, kentin bizi uğurladığı gibi miyiz?

    Hayat, sonuna gelindiğinde, aslında geçtiğimiz sokağın ne kadar da kısa olduğunu anlayıverdiğimiz ama geriye dönüp baktığımızda her şeyin flu kaldığı uzun bir yürüyüş. Her şey değişe değişe gelip geçiyor yanımızdan.

    Bu kadar lafı neden sıraladığımı soracak olursanız cevabı “Yürümeye Övgü*’de saklı. Kitap bittiğinde bu ve bunun gibi onlarca hisse kapılıyorsunuz; David Le Breton’un Yürümeye Övgü’ sü.

    Breton 1953 doğumlu Fransız bir antropolog ve sosyolog. Yürüyüş teması dışında beden, acı, sessizlik üzerine de araştırma kitapları mevcut. Kitaplarında bir antropolog ve sosyolog gözüyle bizleri ilginç yolculuklara çıkarıyor.

    Yürümeye Övgü şu notla başlıyor: ‘Hep daha fazla yürüyemediğimiğiz için üzülen Hanna’ya’. Hanna yazarın kızı, eşi ya da bir arkadaşı olabilir, bilmiyoruz. Fakat kitabın içeriğine oldukça yakışmış bu hüzünlü cümle. İlerleyen sayfalarda şöyle bir detay veriyor okuyucuya: ‘Bu kitapta yazının ve düşüncenin ruhunu duyumsallık, dünyadan zevk alma oluşturmaktadır. Kırların anahtarını yazıyla ve açılan yollarla ele geçirmek istedim.’

    Kitabı okudukça içerisinde, yürümek üzerine hepimizin belki farkında olmadan düşündüğü, hissettiği ama bir türlü dile getirmediği hatta yazmaya yeltenmediği onlarca farklı cümlelerle karşılaşıyorsunuz. Şöyle devam ediyor yazar: ‘Yürüyüş dünyaya açılmadır. ...Çoğu zaman insanın kendi içinde yoğunlaşmasını sağlayan bir dönemeçtir. ...İnsiyatifi insana bırakan eksiksiz bir etkinliktir.’

    Breton sadece kendi düşüncelerini kaleme almamış kitapta. Aynı zamanda farklı disiplinlerde iş gören ünlü insanların yürümekle ilgili sözlerini, ilişkilerini ve yürümenin üretim süreçlerine etkilerini de değinmiş. Örneğin Thoreau’ nun günde en az dört saat yürüdüğünü ve eğer gün içinde bunu yapamayacak olursa bedensel ve zihinsel sağlığını koruyamayacağını düşündüğünü öğreniyoruz. Rousseau da bol bol yürümeyi tercih edenlerdenmiş ve hatta bu yürüyüşleri yalnız yapmak gibi bir takıntısı varmış. Rousseau’dan şu cümle aktarılıyor: ‘...yolda biri yanıma yaklaştığında, yürürken oluşturmakta olduğun servetin yıkıldığını görünce surat asardım.’

    Tabii ki konu yürümek olunca yazarın Rimbaud’u anmadan geçmesi düşünülemez. On dokuz yaşından yirmi üç yaşına kadar kent kent dolaşıp duran şairden uzunca bahsetmiş. Borer’in söylediği şu cümle, şairi, şiirini ve hayatını tam anlamıyla yansıtıyor aslında: ‘Rimbaud bir yaya olmak istiyordu ve başka hiçbir şey olmak istemiyordu.’ Zaten şair de, Çocukluk’ta şöyle yazıyor: ‘Cüce ağaçlar arasında büyük yolun yayasıyım.’

    Antik Yunan filozoflarının öğrencileriyle yan yana Atina sokaklarında bilgelik yürüyüşlerinin devamı olarak, kendilerinden asırlar sonra başka bir filozofun, Kierkegaard’ın 1847 tarihli bir mektubunda ‘Ben en verimli şekilde ancak yürüyerek düşünebiliyorum ve yürüyüşün uzaklaştıramayacağı hiçbir saplantının olabileceğini düşünemiyorum.’  diye yazması garip karşılanmamalı.

    Kitap, bunlara benzer düşünceler, aktarımlar ve çıkarımlarla adını fazlasıyla hakediyor. Sizlere ve “yürüyüş yolu” olarak isimlendirilen bir sokağa sahip kente merhaba dediğim bu yazımda, neden Yürümeye Övgü’den bahsetmiş olduğumu anlayacağınızı düşünüyorum.

    Tüm bunlara bir son not eklemek isterim. Son zamanlarda yurtdışı seyahati yapmış olanlardan, özellikle gençlerden sıkça duyduğum bir şey var. Seyahatleri tur şirketlerinin çizdiği rotalarla değil, çantalarını sırtlanıp kendi imkanlarıyla gittikleri şehirleri sokak sokak yürümenin verdiği zevkin değişilmez olduğunu, bir şehrin ancak böyle keşfedilebileceğini, dokusunun ancak bu şekilde tam anlamıyla kavranabileceğini söylüyorlar. Bu cümleler Breton’un haklılığını ispatlıyor kanımca.

    Yazıyı şu cümlelerle bitirmek yerinde olacak. Yıllar önce kalktığım masaya geri döndüm İzmit. Biraz yürüdüm sadece.




*Sel Yayıncılık, Çev. İsmail Yerguz

Çok dolu yürüyüşler dilerim

Dursun Akkurt
27 Kasım 2017 Pazartesi 14:45

Ben de yürümeyi çok severim. Bakış açınızı çok beğendim. Lütfen, sık sık yürüyün ve bol bol yazın.Sevgi ve selamlar,

0 Beğendim
0 Beğenmedim
 
Yanıtla
TÜM YORUMLARI GÖRÜNTÜLE

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

ANKET