25 Eylül 2017 Pazartesi 07:29
 
  • 3,501 TL

  • 4,178 TL

  • 146,14 TL

  • 104.123

Öncekiler Sonrakiler

MUHAFAZA'KAR'

14 Ağustos 2017 Pazartesi 00:00

Adalet ve Kalkınma partisi geçmişte Refah Partisinin düştüğü hatalardan ders alarak 15 yıl önce iktidara geldi.

28 Şubat sürecinde,  1997 yılında Siirt'te okuduğu bir şiir dolayısıyla aldığı mahkûmiyetle artık milletvekili ve başbakan olması yasa gereği imkansızdı. Ama o,  hiçbir engel yokmuş gibi,  parti kurma çalışmalarına devam ediyordu.


Çöp dağlarının sağlığı tehdit ettiği, hava kirliliğinden nefes alınamayan, günlerce evinin musluklarından su akmayan, İSKİ ve İLKSAN yolsuzlukları, banka hortumlarının sıradan hal aldığı bankaların batarken peşi sıra 3-5 kuruş birikimlerini bu bankalarda saklayanların varını yoğunu kaybettiği Türkiye’de halk bir umut arıyordu.


Halkın büyük bir çoğunluğu mevcut sistemden ve liderlerden ümidini kesmişti.


14 Ağustos 2001'de Recep Tayyip Erdoğan Ak Parti'yi kurdu. Erdoğan partisini kurdu ama,  bazı gazetelerde,  'Erdoğan muhtar bile olamaz' manşetleri atıldı.


Bir yıl sonra,  koalisyon ortakları anlaşamadığından erken seçim kararı alındı ve 3 Kasım 2002'de yapılan genel seçimlerde % 35'e yakın oy alan Ak Parti tek başına iktidar oldu.


Manşetler doğru çıkmıştı. Erdoğan AK partinin genel başkanıydı ama,  ne milletvekili olabilmişti,  ne de başbakan. Demirel'in 'demokrasilerde çareler tükenmez' sözünde olduğu gibi  çare tükenmemişti. Kaset komplosu ile genel başkanlıktan uzaklaştırılacak olan Deniz Baykal,  Erdoğan'a başbakanlık yolunu açmıştı.


Ekonomik göstergeler kötü, İMF ile sorunlar dağ gibi,  vatandaş kemerleri sıktıkça sıkmak zorunda olduğu Türkiye’de vatandaşlar  Erdoğan’a adeta umut diye sarıldı.


Belki doğuştan gelen şeytan tüyü vardı Tayyip Erdoğan’da


Sokak dili ile konuşuyor ''Ananı da al git'', dediğinde bile halk ona kızamıyordu.


Ya da kızanların sesi cılız kalıyordu...


Girilen her seçimin ardından gücüne güç katarak çıkan  Erdoğan, sandıkta hile var, demokrasi tehdit altında, İran’mı oluyoruz korkutmalarına rağmen halkın güvenini kazanmaya devam etti.


Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat’tan beleş iktidar çıkartmaya heveslenenler  ne yazık ki fena halde yanıldı. Danıştay baskını,  cumhuriyet mitingleri,  e-muhtıra,  367 kararı ve Ak Parti'yi kapatma davası halkı AK partiye belki biraz daha yanaştırdı.


Erdoğan ve ekibi belki de ilk kez çok büyük seçim yenilgisi ile karşı karşıyaydı.


30 Mart yerel seçimleri öncesi  ortaya çıkan kasetler, 17 Aralık süreci, 4 bakanın adının yolsuzluk ve rüşvet davasına karışması halk arasında 'neler oluyor' sorusunun ilk kez sorulmasına neden oldu.


Çanlar Erdoğan için çalmaya ve bu kez gerçekten iktidar sallanmaya başlamıştı.


Muhalefetin Pensilvanya’dan medet bekler tavırları, kararsız seçmenin AK Partiye dönüşünü hızlandırdı.
Çok atıp tuttuk,
İğneyi kendimize batırmadan ve acısının ne olduğunu tatmadan çuvaldızı hep başkalarına sokmaya kalkmanın bedeli ağır oldu.
Ecevit hükümetinin gazete ilanları ile devrildiği ülke ekonomisi yaşanan tüm badirelere rağmen ayakta kalabildiyse ''yiğidi öldür ama hakkını ver'' demek gerekir.
Ama oylar çalındı,
Ama yeşil sermaye geldi,
Ama…
Ama…

Ama…


Boş verin bu kısır söylemlerin ardına saklanmayı.
Erdoğan önce partisinin içindekileri MUHAFAZA etti.
Çatlak söz söylenmesine, parti içinde bayrak açılmasına müsaade etmedi.
Kapalı kapılar arkasında yaşananlar asla perdenin önünde dillendirilmedi.

Muhafaza  ‘KAR’ getirdi.


Girilen her seçimden güçlenerek ve muhalefeti gömerek çıktı.
Erdoğan'ın hiç mi hataları olmadı? Hem de yüzlerce

Bana göre en büyük hatası tek başına yakaladığı gücü üstelik karşısında rakip bile olmadığı halde  zaman zaman hoyratça kullandı. Halkın karşı çıktığı her şeyi elinin tersi ile itti. Çiftçi, memur, eczacı, bakkal, manav, tüccar kim olursa olsun herkesle adeta kavga etti. Siyaseten aşırı söylemlerden hiç kaçınmadı.


7 Haziran gecesi iktidarı kaybeden Erdoğan'ın kurucusu olduğu AKP, 1 Kasım'da yenilenen seçimlerde kaybettiği iktidarı geri aldı.

7 Haziran gecesi tüm kapıları kapatıp her şeye HAYIR diyen Bahçeli ile illa Meclis Başkanı ben olacağım diye tutturan Baykal'a kızan halk, AKP'den çektiği desteği 4 ay sonra geri verdi ve AKP yeniden iktidara geldi.


Recep Tayyip Erdoğan'ın yıllardır hayalini kurduğu BAŞKANLIK rafa kaldırılmış, AKP'de genel başkan haliyle Başbakan değiştirilmişti ki Bahçeli, getirin başkanlığı deyince Muhtar olamaz denilen Erdoğan'a başkanlık yolu açıldı.


Muhalefet cephesi başkanlık referandumunda bir araya gelse de AKP'ye güçleri yetmedi.

 

Türk siyasetine 14 Ağustos 2001’de giren AK Parti, ilk seçim zaferini 3 Kasım 2002’de kazanan AKP bugün 16 yılını kutluyor.


Muhalefette söylemler aynı,

İktidarda söylemler hep değişiyor.

Ve AK Partinin bu söylemleri toplumda sürekli karşılık buluyor.

Artık, fiilen 2 partili bir sisteme yavaş yavaş gidiyoruz.

Yarın seçim olsa neler olur?

Muhalefet muhalefet olmadıkça,

Halkı kendine inandırmayı başaracak işler yapmadıkça,

Sonuç değişmeyecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ