10 Aralık 2016 Cumartesi 11:49
Kocaeli: 10°C
Yarın: 4°C / 11°C
  • 3,487 TL

  • 3,683 TL

  • 130,87 TL

  • 75.727

Öncekiler Sonrakiler

KENDİMİZİ TÜKETTİĞİMİZ ÇILGINLIK

18 Ekim 2016 Salı 16:00

Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba.


Son yazımı yazdığımdan beri Türkiye’de ve dünyada pek çok olay yaşandı. Gündem bir çok kez değişti. Belki de bu nedenle sürekli değişen döngüye yetişemedim diyebilirim.


Aslında bu süre içerisinde, farklı konular hakkında düşünmek için de epey bir zamanım oldu.


Bu yazımda bahsetmek istediğim konu ise pek çoğumuzun artık kanıksamış olduğu ve hayat döngüsü içerisinde fark edemediğimiz “tüketim çılgınlığı”.


Aslında diğer bir deyişle “kendimizi tükettiğimiz çılgınlık”.


Öyle ki; hep daha fazlasını elde etmeye olan hırsımızın, yetinmeyi bilmeyen arzularımızın aslında “keskin sirke küpüne zarar verir” misali bizleri yavaş yavaş tükettiği yadsınamaz bir gerçek.


Bu gün, pek çok arkadaşımla konuştuğumda aldığım yanıtlar birbirlerinin adeta kopyası. 


Hepimiz “daha iyi bir gelecek” umuduyla iyi üniversitelerde eğitim görüp prestijli işlerde çalışmayı umut ediyoruz. 


Gelecek planlarımızdan bahsederken ise sürekli “maddi” konularda beklentilerimizi sıralıyoruz.


-Bugün işe başlasam kaç bin TL maaş alırım?
-En aşağı 5-6 Bin lira alırsın ya!
-İlk arabamı ne zaman alırım acaba?

-O da iki seneyi bulmaz altında!..


tarzında sığ ve bir o kadar dar muhabbetler ortada.


Özellikle bir insanın ufkunun açıldığı, kendini daha iyi keşfettiği 20’li yaşların başında tek beklentimizin maddiyat olması açıkçası benim canımı sıkan bir durum.


Evet, Türkiye’nin bugünki durumuna bakıldığı zaman hepimizin maddi kaygılarının bulunması çok normal.


Önümüzdeki 1-2 haftayı göremezken gelecek hakkında maddi beklentilerimizin olması da gayet normal.


Ancak;


İnsan, hayatında yalnızca bir kez gençliğini yaşıyor.


O 20’li yaşlar, daha sonra ne yaparsak yapalım asla geri dönmüyor.


Öyleyse, bu verimli çağımızda daha çok sosyal ve bireysel olarak kendimizi geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.


İnsanı, diğer tüm etiketlerinden sıyrıldığında bir diğerinden ayıran karakteridir, kendine kattıkları, ürettikleri ve başardıklarıdır.


Bu noktada çok sevdiğim bir alıntıyı sizlerle paylaşmak isterim:


Üniversitede bir hoca sınıfa girer. Tebeşirle tahtaya kocaman bir “1” çizer. “Bakın” der, “bu kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey.” Daha sonra 1’in yanında 0’lar eklemeye başlar. “Bu başarıdır. Başarılı bir kişilik 1’i 10 yapar.” Bir sıfır daha koyar hoca. “Bu tecrübedir, 10 iken 100 olursunuz.” Ve sıfırlar böyle uzayıp gider, her sıfır yetenek, disiplin, sevgiyi ifade eder. Ve hoca daha sonra en baştaki 1’i siler. Yani geriye sadece peşpeşe yazılmış 0’lar kalır. Ve şöyle der hoca: “Kişiliğiniz yoksa öbürleri bir hiçtir.”


Öyleyse, bizlerin bu yaratıcı çağımızda tüketim çılgınlığına – diğer bir deyişle “kendimizi tükettiğimiz çılgınlığa” – kapılmaktan ziyade sağlam kişilikler oluşturmaya ve karakteri zengin insanlar olmaya ihtiyacımız var.


Üretmeye,

Düşünmeye,

ve sevmeye...


İnanın; sağlam bir karakter, zengin bir sıfattan daha değerlidir. 


Çünkü maddi zenginlikler değişir, sağlam karakterler baki kalır.


Aksi takdirde, Sabahattin Ali’nin baş yapıtı “Kürk Mantolu Madonna”yı şarkıcı Madonna zanneden içi boş, ancak cebi zengin zat’lardan farkımız kalmaz.

  

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu