bil anakolej
03 Temmuz 2020 Cuma 20:49

-2-

19 Ağustos 2019 Pazartesi 13:38

 

17 ağustos 1999 Salı, saat sabaha karşı 03.02! idi.

Daha önce filmlerde bile izlemediğim bir uğultu, gürültü ve sallantı ile yataktan düşerek uyandım.

Odamın kapısına geldiğimde koridorda annemi ve kardeşlerimi gördüm, kolon ve kirişlerin bağlantı noktalarından çıkan kıvılcımlarla, odalar aydınlanıyor, sanki her an dünya başımıza yıkılacak gibiydi.

Babam memlekette olduğu için ailenin en büyüğü olarak kardeşlerimi sakinleştirmeliydim.

-         Korkmayın! Diyebildim.

Galiba kıyamet kopuyor!

Zaten birazdan herkes gibi bizde ölmüş olacağız, kelime-i şehadet getirin, diye tavsiyede bulundum.

Şimdi üniversitede öğretim görevlisi olan en küçük kardeşim Sertaç!

-         Abi; kıyamet cuma günü akşam namazından sonra kopacak diye biliyorum, gün de saat de tutmuyor bu kıyamet değil deyince!

 

-         Ortanca kardeşim aytaç da bunun deprem olduğunu, yalnız kıyamet’ ten farksız bir deprem olduğunu, her ihtimale karşı birbirimize hakkımızı helal etmemizi istemiş ve helalleşmiştik.

Bir an için deprem durmuş, çok şükür sağ salim aşağıya inebilmiştik, 2. kez sallandığında aşağıda olan biten her şeyi, binaların şekilden şekile girişini uğultular arasında izlemiş, korkudan adeta küçük dillerimizi yutmuştuk.

Dili tutulan, uzun süre konuşamayan mı dersin, baygınlık geçiren hala kıyamet olduğunu düşünüp tekbirler getirerek ağlayan mı dersin!

Velhasıl çok ama çok korkmuştuk!

****

Ölüm yanı başımızda idi, her taraf vefat edenler, enkazlar’ dan yükselen sesler, yaralılar ve daha neler neler!

Sesimi duyan yok mu!

Sözleri yıllar geçtiği halde o depremi yaşayan herkesin hafızasında kötü bir hatıra olarak duruyordur.

Telefonlar çalışmıyor, akrabalarımızdan, sevdiklerimizden ve arkadaşlarımızdan haber alamıyorduk.

Korkmuş civcivler gibi binalardan uzak yol ortası yerlerde birbirimize sokulmuş durum analizi yapmaya çalışıyorduk.

Radyodan aldığımız bilgiler umudumuzu tüketiyor, ölü sayısı on binler ile ifade ediliyordu.

Kan bağışı anonsları, ambulans sesleri anne babasını arayan çocukların ağlamaları, sanki her yer mahşer yeri gibi idi!

Gözyaşlarımız ölüm korkusuna karışmış, yanaklarımızdan lav sıcaklığıyla akıyordu!

Dualar sesli ediliyor, diller hep aynı şeyleri söylüyordu!

Allah'ım sen affet, bir daha dünyalık derdine düşmeyeceğim, daha adaletli olacağım, hak yemeyeceğim!

Kimsenin işi ile ekmeği ile uğraşmayacağım, yaratılanı seveceğim yaratandan ötürü, yalanla hile ile işim olmayacak, verdiğin her şeye daha fazla şükredeceğim, verdiklerinle yetineceğim!

Bu günü bana verilmiş 2. Bir şans bileceğim!

Bir an önce namaza başlayacağım, daha fazla iyilik yapacağım, şöyle yapacağım böyle yapacağım…

Ne yeminler, ne sözler!

Kaç gün sürdü?

-2-

Depremi fırsata çevirmeye 2. Günden başlamadık mı?

Gelen yardımları, hafif orta ağır hasarları, çadırda kalıp aldığımız kira yardımlarını, çocuğumuz olmadığı halde biriktirdiğimiz çocuk bezleri bebek mamaları, kavunlar karpuzlar!

Eminim hepinizin hatırladığı ama söyleyemediği gözüyle görüp kulağıyla duyduğu, ne gerçekler vardır değil mi!!!

Ve üstünden 20 yıl geçti!

Ama sosyal medya, gazete manşetleri boy boy aynı sloganla doldu taştı.

Neymiş efendim 17 Ağustos unutmamış mışız!

Unuttuk emmioğlu, o kadar unuttuk ki edebiyatını bile yapıyoruz, Allah tekrar hatırlatmasın veya o gün ki gibi hazırlıksız yakalatmasın, yanlışsam söyleyin!

Ölenlere rahmet, kalanlara selam ve dua ile.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ