06 Nisan 2020 Pazartesi 04:36

CİĞER!

30 Temmuz 2019 Salı 10:00

Memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalı, bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilecek toprak, hiçbir sebep ve suretle bölünmemeli, çiftçiye arazi vermek de her hükümetin devamlı takip etmesi lazım gelen bir mecburiyet olmalı!

Türk köylüsünün işleyebileceği kadar toprağı temin etmek, memleketin üretimini zenginleştirecek başlıca çarelerden olup milli ekonominin temeli de Ziraat’ tir! Demiş!

Ulu Önder, Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

****

Muhacirlere ve köylülere defalarca toprak verilmesine öncülük etse de! hayal ettiği gibi bir toprak reformunu yapmaya ömrü vefa etmemiş!

Çünkü sorun büyüktür, yeni kurulan ülke topraklarının %80 i kullanılmamakta, nüfusun % 80 i de köylerde yaşamaktadır.

****

Bu ilk adımlardan sonra, Toprak reformu 1945 ler de mecliste de görüşülmeye başlanmış.

Toprak reformunun gerekliliğini, üretimin yaygınlaştırılmasını savunanlar olduğu gibi, itiraz edenler de olmuş.

Kendilerinin de on binlerce dönüm toprakları olmalarından mütevellit konu hakkında tecrübeli toprak ağası vekiller itiraz etmiş!

****

Hatta adını tam hatırlayamadığım sonradan merhum eski başbakanımız Adnan Menderes bey ile demokrat partinin kurucularından da olan ve tek parti Chp’ sin den ayrılış nedenleri bu yasa olarak bilinen, toprak ağası bir vekilimiz!

Şöyle buyurmuş meclis konuşmasında!

Ağalar!

Padişahı devirdik, halifeyi yolladık, şapkayı giydik, Latin harflerini kabullendik, tekkeleri kapattık, bazı gerekçelerle varlık vergisini bile kabul ettik, fakat köylüyü toprak edindirme yasasını asla kabul edemeyiz!

O kadar da uzun boylu değil!

Bu düzeni bozmak anlamına gelir, kalite düşer, üretim mümkün oldukça birleştirilmeli, tek elde toplanmalı, köylü ne anlar ekip biçmekten, ürettiğini pazarlamaktan, komünist vari bu yöntem zinhar, yazıktır, günahtır benzeri çok hararetli konuşmalar  yapmış.

Durduk yere düzeni bozmaya ne gerek var nihayetinde köylünün karnı doyuyor, az çok yevmiyeleri veriliyor demiş!

****

Hak ettikleri ve insanca şartlarda geçinebilecekleri yevmiyeden mahrum olduklarını cümle alem biliyor da, karınlarını doyuruyoruz cümlesi daha ilgi çekiciydi!

Doyuruyoruz derken, tabi o kadar ırgatı doyurmak kolay mı?

Meğer! Aç karna yendiğinde akşama kadar tok tuttuğu ve zenginler eti tercih edip, sakatat yemediği için bedava denebilecek kadar ucuz olduğu, tarlalarda “ma aile” çalışan Adana ve Çukurova köylüsünün temel yiyeceği imiş ciğer!

İşin özü o zamanlar, kasaplar ve ya varlıklı aileler, koyun kuzu kesince sakatatın tamamını zaten çöpe atıyormuş, kimse yemediği için.

İşte böyleyken böyle!

Sonradan zenginin mezesi, turizmi teşvik eden ve kahvaltıların vazgeçilmezi olan adana ciğeri meğer yoksul ırgatın “zorunlu” yiyeceği imiş.

Aç karna sabah kahvaltıda yenilince akşama kadar tok tutarmış insanı ki, bizde denedik, lezzeti de tokluğu da doğruymuş!

Meğer! Her duyduğumuzda özendiğimiz, gidip yemek için planlar yaptığımız Adana ciğerinin mazisinde de ne hüzünler varmış.

Belki de lezzeti de oradan geliyordur, hüznü kadar mazisi de var nihayetinde.

Son cümleyi dinleyince ne diyeceğimizi bilemedik, çoluk çocuk sustuk hep beraber, Allah’ tan anlatmak için yemeğimizin bitmesini beklemiş atadan dededen ciğer işiyle uğraşan Adanalı abla!

Ne diyelim rahmet okuduk içimizden! o zor yılları yaşayan, ciğer tokluğuyla akşama kadar o güneşin altında çalışan, herkese.

İşte böyleyken böyle.

         Neyse, bu yazı da böyle hüzünlü oldu, hakkınızı helal edin.

Selam ve dua ile.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ