27 Şubat 2020 Perşembe 17:00

DİN, BİLİM, SİYASET….

23 Aralık 2019 Pazartesi 12:06

Hafta sonu, alanında uzman gerçek bir bilim insanı dinledim, konu kültürel kodların genetik aktarımı ve Epigenetik olduğu için söz döndü dolaştı Ne olacak bizim halimize geldi.
Sunumu yapan hoca; tek yönlü, ezberletilmiş bilgi ve riv riv terennümcüsü olmadığı için verdiği cevaplarla hepimizin ufkunu açtı.
Üniversitelerde köşe başlarını tutmuş herhangi bir tarikat veya cemaatin akademisyen yaptığı biri olmadığı zekasından, olaylara bakış açısından çok belliydi.
Böyle birine bizim üniversitelerimizde yer olduğuna inanmak isteyerek hangi üniversitemizde çalıştığını sordum!
Özel laboratuvarlarda genetik üzerine çalıştığını patenti ülkemize ait ilaç ve tedavi yöntemleri geliştirdiğini öğrendim, üniversitelerimizin bilimsel araştırma yapmaya müsait idari zihniyetin olmadığını düşündüğümden bu duruma hiç şaşırmadım(!)
68 rektörümüzün, uluslararası alanda kabul görmüş makalesinin olmadığını olan 3 rektörümüzün de(!) makale ve ya araştırmasına herhangi bir bilim insanının atıfta bulunmadığını duymuş ve okumuştum.
Hani derler ya bana rektörünü söyle sana Üniversiteni söyleyeyim! O hesap.
****
Hocanın anlattıklarından şunları anladım;
Müslümanlar olarak ister kabul edelim ister etmeyelim Bir Evrim gerçeği var. Nokta.
İslam dünyası da bu gerçeği kabul edip kendi evrim teorisini açıklamadığı sürece, bilim hayatına ilk adımı atamayacak!
Düşünen sorgulayan Müslüman çocuklar da adım adım Deizm’e hatta ve maalesef Ateizm’e ya da avrupaya doğru yol alacak.
Yok efendim bizim geçmişte Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî lerimiz vardı, vay efendim bizim Ebu Nasır Muhammed İbn el-Farah el-Farabilerimiz vardı(!) edebiyatlarının da şu an içinde bulunduğumuz bilim dünyasında bir yeri yok!
Çünkü üstlerinden geçmiş kocaman bir 1000 yıl ve o adamların mirasını da yiyip tükettik.
Dünyanın şapka çıkarttığı bu aslen fars kökenli ve neredeyse dünyada ki tüm dilleri bilen ve araştırmadıkları dal kalmamış “Müslüman” bilim insanlarımıza benzeyen yeni bilim insanlarımız var mı? YOK.
Farabi dediğimiz adam 4 dirhem ile geçinmek zorunda kalmış, tek başına ve bekar ölmüş!
Yok efendim zamanın emiri çok büyük servetler teklif etmiş te o ser sefil hayatı tercih etmiş(!) riv riv riv.
****
Hangi bilim insanına ne kadar değer vermiş İslam dünyası!
Gerçek şu ki artık Birunilerimiz de, Farabilerimiz de yok (!)
Bizim Turabilerimiz var, açın televizyonu gençlerimizin izlenme rekorları kırdırdığı yapımları izleyin, ve dindar nesil umudunuz kördüğüm olsun.
- Kevsa ağa, Bedir ağaya diyor ki; ağaaaa ağaaaa seni oğli benim kızi kaçirmiş çoğ gan dökülecağ.

- öbür diziyi açın; uy kizum abin kiskançtur sizi körmesun ikinizi da furur.

- 3. dizide de durum aynı, mıttar mıttaaar benim yavukluma kim laf edip duru, gali yakarım bu köyü gari(!)

- Başka bir kanalda da sağa sola ateş edip ölmeyen tutuklanmayan parası bitmeyen gençleri görürsünüz.

Ondan sonra da dinimiz hoş görü dini bu kadar vahşet, bu kadar cinayet, hırsızlık, soygun neden oluyor der dururuz(!) saf, saf.
****
Yani bize bir don biçilmiş büyük de gelse küçük de giydiriyorlar, bizim Neyimize gerek bilim teknoloji sanat, yapay zeka konuşmak, Varsa yoksa Kanal İstanbul, ada pafta parsel inşaat hafriyat taahhüt Ticaret.
Biz üç beş Stk yapay zeka, robotik kodlama, 3d konferansları yaparız, iktidarın siyasetçileri de kermes açılışlarına gidip overlok işlemelerle poz verir.
****
Çözüm mü? çözüm de belli aslında.
Dini okullarımızın sayısını ihtiyacımız olan seviyeye indirip maddi ve manevi tüm gücümüzü Teknik Okullara, Fen ve mühendislik okullarına vermeliyiz.
Zeka çocuğa anneden geçtiği için öncelikli olarak eğitim sistemimizi kız çocuklarının eğitimi üzerine kurgulamalıyız.
Çocuk zekasının 2 yaşına kadar geçirdiği süreç çok önemli olduğu için erkek çocuklara araba ve silah, kız çocuklarına da bebek dışında zeka geliştirici oyuncaklar bulmanın ve edindirmenin yollarını aramalıyız.
Basketbol sahalarına peluj bebek attırıp şirinlik yaparak anca siyasi kazanımlar sağlarız, boş işlerle uğraşmamalıyız.
****
Özellikle Türk toplumun üzerinde etkisi olan ulusalcılar ve Türk milliyetçileri olarak geçmişte faydalandığımız ama bu gün ihtiyaca cevap vermeyen söylem ve ezberler yerine 2030, 2040, 2050 yıllarını düşünerek 6 ok’u 60 ok’la - 9 ışığı 90 ışıkla güncellemeliyiz.
Göçün toplumlarda çok önemli olduğunu, birlikte yaşadığımız insanlara benzeşeceğimizin bilimsel bir gerçek olduğunu kabul ederek!
Vahşet şiddet ve gözyaşı görmüş zaten yaşarken de otorite altında kısmen cahil sayılabilecek bir ortam içerisinde yaşayan, Suriyeli dindaşlarımızın ülkemizin geleceği için radyoaktif tehlike den daha büyük bir tehlike oluşturduklarını anlayıp, kendi ülkelerinde huzur güven içerisinde yaşayacakları ortamları hazırlamalıyız.
Yasakçı toplumların gelişemeyeceğini bilimin temelinin şüphe ve sorgulama olduğunu, Özgür beyinlerin Özgür yönetim anlayışlarından çıkacağını, her şeyi toplumun çoğunluğunun rahatına keyfine göre dizayn etmenin ülkemizin geleceği için çok büyük bir kötülük olduğunu…
Devletimizi yönetenlerin toplumumuzdan en az 4-5 adım ileride olması gerektiğini anlamalıyız.
Vs.vs.vs…
Zor yani, sadece bu söylemler bile çoğu İslam ülkesinde insanı ipe götürür, Allah’dan halen daha, demokrasinin olduğu bir cumhuriyet ülkesindeyiz de az çok fikir özgürlüğümüz var, neyse hamdolsun buna da şükür.
Pazartesi günümüz de mübarek olsun inşallah.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ