25 Haziran 2019 Salı 07:41
 
Öncekiler Sonrakiler

ZÜHEYDE...

29 Mart 2017 Çarşamba 12:00


Oğuz boyları her yıl göçecekleri yere çadır kurmadan önce "tabiatı dinlemesini bilen bir kişiyi" kafileden bir gün öncesinde yerleşmeyi planladıkları araziye yollar her yeri dinletirmiş.


Toprağın, ağacın, kurdun, kuşun, solucanın, börtü böceğin ortak bir sesi olduğunu bilen bu kişi, çıkan ortak seste bir huzursuzluk olduğunu hissederse, kafilenin adım atacak mecalleri kalmamış bile olsa , oraya çadır kurdurmaz, başka bir bölge arayışına girerlermiş.


Zira onlar , toprağın, doğanın, mekanın ortak bir sesi ve duygusu olduğuna inanırlarmış.


Bu kadim inanç sadece Türklerde değil, birbirinden habersiz, dünyanın farklı coğrafyalarında doğayla iç içe yaşayan çoğu milletler içinde böyleymiş.


272 yılında Türkmen göçebelerle uzun zaman geçiren ve onlardan bu meziyeti öğrenen mardinli matematikçi “asıl adı Züheyde olan” mimar el cevali Türkmenlerden öğrendiği bu maharetini yaptığı yeni mekânlarda da kullanıyormuş. İşindeki ustalık ve doğayı dinleme yeteneği kulaktan kulağa yayılınca bu özelliğini, bulunduğu kentin valisi (uralyanos) duymuş , ve Züheyde’ye yeni bir saray yapması için çok beğendiği bir arazide uygulamasını istemiş. Bir gün boyunca o yerin sesini dinleyen züheyde ;  valiye cevaben "buraya saray yaptırmayın , başka bir mekan bulalım , eğer yaptırırsanız huzursuz olursunuz, zira toprak yaralı, doğadaki canlılar huzursuz , burada geçmişin olumsuz izleri acı hatıraları var" ben buraya istediğiniz sarayı yapamam demiş. Vali bu tavsiyeyi umursamamış ve kendi uygun gördüğü araziye saray yapmak istemediği için züheyde’yi sürgüne göndererek roma'dan yeni bir mimar çağırmış , iki sene sonra vali uralyanos’un istediği araziye göz alıcı saray inşa edilmiş ve vali mahiyeti ile birlikte sarayına taşınmış.


Fakat vali ilk günden itibaren yeni sarayında kabuslar görmeye başlamış ! , eski sarayında melek gibi uyuyan iki çocuğu her gece çığlıklarla uyanıyor , sarayda yaşayan , çalışan herkeste bir mutsuzluk, nedensiz huzursuzluklar hasıl oluyormuş.


Saray hizmetkarları saraydan gitmek için peş peşe izin istiyorlarmış , en sonunda karısı iki çocuğuyla birlikte kendini öldürünce vali, yeni sarayını bırakıp eski yerine taşınmak zorunda kalmış , sarayının da hapishane olarak kullanılmasını emretmiş . (böylece tarihte hapishaneye çevrilen ilk ve tek saray ünvanını almış )


Bu yazıdan yola çıkarak söylemek isterim ki , üzerinde yaşadığımız dünya güneşten kopmuş sadece maddesel bir oluşum parsellenmiş arazi değil , tüm evrenin ve evrende var olan herşeyin mana aleminde yeri, ruhu, duygusu ve karşılığı var , hepsi bir yana hakkı var.


Dünyayı yönetenler , yönetmeye talip olanlar , coğrafyaları devletleri idare edenler yaradanın özenerek yarattığı canlı cansız tüm yaratılmışları önemsemeli , saraylar , köprüler , binalar ve medeniyetler inşa ederken , bu yapılacak işten olumlu veya olumsuz yönde etkilenebilecek herkesi hoşgörü ile dinlemeli fikirlerini almalılar.


Bir aydınlığın etrafına toplanıp yeni bir dünya inşa etmek isteyenler , o aydınlığın etrafında olmasalar bile , birlikte yaşayacakları Kurtları , güvercinleri , kartalları , gülleri , atları , arıları ve hilali dinler varsa bir huzursuzlukları çözüm yolları arar , güçleri yetse bile onlara rağmen değilde birlikte yaparlar ise.


İşte o zaman yapılacak herşey kalıcı olur kıyamete kadar hayırla yad edilir.
Züheyde’yi tanımama vesile olan Türkan Aybike hocama saygılarımla.

Selam ve dua ile.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

PAYLAŞ KOCAELİ